Domuz giribi riskini azaltan önlemler

Öksürme ve hapşırma yoluyla bulaştığı düşünülen bir solunum yolu hastalığı olan domuz gribinin belirtileri normal gribe benziyor.

Mendil kullanmak ve elleri güzelce yıkama gibi hijyen önlemleri hastalık kapma riskini azaltabiliyor.

Hastalığın kaynağı

Hastalığa grip virüsünün normalde domuzları etkileyen ancak zaman zaman insanlara da bulaşan bir tipinin dönüşüm geçirmiş halinin yol açtığı düşünülüyor.

Bu virüs alışıldık mevsimsel grip salgınlarına yol açan tipin, normalde domuz ve kuşları etkileyen türden genetik malzeme içerecek şekilde dönüşmüş hali.

Şu anda varolan aşıların bu virüs tipine karşı ne kadar etkili olacağı belirsiz.

Yetkililer Meksika'da ölümle sonuçlanan vakaların genç yaşta insanlar olduğuna dikkat çekiyor.

Grip virüsünün bilindik tipi daha ziyade çocuklar ve yaşlılara yönelik ciddi bir tehdit oluşturuyordu.

/BBC Türkçe

Domuz gribi hangi ülkelerde görülüyor?

Meksika'nın dışında ABD, Kanada, İspanya ve İngiltere'de de domuz gribi vakaları görüldüğü açıklanmıştı...


Domuz gribi virüsünden en kötü etkilenen ülkeler, hastalığın yayılmasını önlemek için sıkı önlemler almaya başladı.

150'den fazla kişinin hayatını kaybettiği Meksika'da, arkeolojik kalıntıların bulunduğu bölgelere giriş yasaklandı.

Bu alanları her yıl binlerce kişi ziyaret ediyordu.

Başkent Meksiko City'deki restoranların da sadece paket servis yapmasına izin veriliyor.

Amerika Birleşik Devletleri'nin Kaliforniya eyaletinde de acil durum ilan edildi.

Ayrıca Başkan Barack Obama hastalığa karşı önlemler için Kongre'den bir buçuk milyar dolar ek kaynak istedi.

Bu arada, İsrail ve Yeni Zelanda gibi dünyanın iki ayrı köşesinden yeni domuz gribi vakaları haberleri geldi.

Uzmanlar, virüsün domuz etiyle bulaşmadığını söylese de, hastalığın yayılmasıyla birlikte, bazı ülkeler Meksika'dan domuz eti ithalatını yasakladı.

Dünya sağlık örgütünün de bugün dünyanın dört bir yanından uzmanların katılacağı bir toplantı yapması bekleniyor.

Toplantıda hastalıkla ilgili son bilgiler değerlendirilecek.

Daha önce Meksika'nın dışında ABD, Kanada, İspanya ve İngiltere'de de domuz gribi vakaları görüldüğü açıklanmıştı.

Ancak virüsün ilk ortaya çıktığı ülke olan Meksika dışında henüz ölüm vakası bildirilmedi.

Meksika'da yetkili makamlar domuz giribinden öldüğü düşünülen kişilerin sayısının 159'a yükseldiğini açıkladı.

Bu ölümlerin 20'sinin domuz gribinden kaynaklandığı kesinleşti.

Sağlık Bakanı Jose Angel Cordova, ölenlerin tümünün 20 ile 50 yaşları arasında olduğunu söyledi.

Ortaya çıkan son vakalar genel olarak gençler arasında yayılıyor.

Açıklamaya göre ülkede 1,500'ü aşkın şüpheli vaka da halihazırda gözlem altında bulunuyor.

Meksika dışındaki tüm domuz giribi vakaları ise ya orta dereceli bir seyir izliyor ya da tamamen iyileşmiş durumda.

BM Gıda ve Tarım Örgütü'nden bir ekip Roma'dan Meksika'ya giderek hastalığın domuz çiftliklerine yakın bölgelerde yayıldığı söylentilerini yerinde araştıracak.

Örgütün Veteriner işlerinden sorumlu üst düzey yetkilisi Joseph Domenech, şu ana kadar domuzlarla doğrudan temastan kaynaklanan bir vakaya rastlamadıklarını ancak bu ihtimalin tümüyle dışlanamayacağını söyledi.

/ BBC Türkçe

Domuz gribi sadece Meksika'da öldürdü!

Meksika’da ölüme yol açan domuz gribine karşı tüm dünyada önlemler artırılıyor.

Amerika’da hastalığa yakalananların sayısı 65’e yükselirken, Meksika’yla sınıra sahip California eyaleti, hastalıkla mücadele amacıyla olağanüstü durum ilan etti.

Başkan Barack Obama domuz gribiyle mücadele için Kongre’den bir buçuk milyar dolar ödenek istedi.

Los Angeles Times gazetesi, California’da iki kişinin ölümünün domuz gribiyle ilgili olup olmadığının araştırıldığını yazıyor.

Meksika’nın hastalığın en yaygın ülke olmasına rağmen, Amerika İç Güvenlik Bakanı Janet Napolitano sınırı kapatma, ya da gelenleri sağlık kontrolünden geçirme niyetinde olmadıklarını belirtti. Bakan bunun yerine hastalığın verebileceği zararları azaltmaya ağırlık verdiklerini ve bu iş için özel bir çalışma ekibi oluşturduklarını söyledi.

Hastalık şu ana kadar sadece Meksika’da ölüme yol açtı. Bu ülkede ölü sayısı 150 olarak açıklandı. Hastalığın görüldüğü Amerika, İngiltere, Kanada, Costa Rica, İsrail, İspanya ve Yeni Zelanda’da ölen olmadı. Avustralya, Fransa, Danimarka ve Güney Kore’de de kaydedilen bazı vakaların domuz gribi olup olmadığı inceleniyor.

/ VOA

Domuz gribinin kaynağı

Hastalığa grip virüsünün normalde domuzları etkileyen ancak zaman zaman insanlara da bulaşan bir tipinin dönüşüm geçirmiş halinin yol açtığı düşünülüyor.

Bu virüs alışıldık mevsimsel grip salgınlarına yol açan tipin, normalde domuz ve kuşları etkileyen türden genetik malzeme içerecek şekilde dönüşmüş hali.

Şu anda varolan aşıların bu virüs tipine karşı ne kadar etkili olacağı belirsiz.

Yetkililer Meksika'da ölümle sonuçlanan vakaların genç yaşta insanlar olduğuna dikkat çekiyor.

Grip virüsünün bilindik tipi daha ziyade çocuklar ve yaşlılara yönelik ciddi bir tehdit oluşturuyordu.

/BBC

Domuz gribinin belirtileri

Meksika'da futbol stadyumları boş, okullar ve müzeler ise kapalı. Meksikalılar, şu ana dek 62 kişinin hayatını kaybettiği domuz gribinin yayılmasından korkuyor. Dünya Sağlık Örgütü de bölge ülkeleri ile temasta…

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Meksika'da 62 kişinin domuz gribi yüzünden öldüğünün kesinleştiğini açıkladı. Meksika ve bölge ülkeleri ile temasta olduklarını belirten DSÖ yetkilileri, Meksika'daki domuz gribi vakalarından derin endişe duyduğunu ve hastalığın yayılmaması için önlem alınması gerektiğine dikkat çekti.

DSÖ'nün internet sitesinden yapılan açıklamada, virüsün insandan insana geçtiğine işaret edilerek dünya çapındaki sağlık görevlilerinin alarma geçtiği kaydedildi.
Bildunterschrift: Großansicht des Bildes mit der Bildunterschrift: Meksika Devlet Başkanı Felipe Calderon, gereken herşeyi yapacaklarını söylediBu arada DSÖ Başkanı Margaret Chan de domuz gribi salgınıyla ilgili alınacak önlemleri koordine etmek üzere Washington ziyaretini yarıda keserek Cenevre'deki merkeze geldi.

Meksikalı yetkililer, ülkede şu anda binden fazla kişiye hastalığın bulaştığını tahmin ediyor. Hastalığın yayılmaması için gerekli olan her şeyi yapacaklarını belirten Meksika Devlet Başkanı Felipe Calderon da sorunun ciddiyetinin farkında olduklarını kaydetti.

Meksika halkı ise kaygı içinde.

Hastalığın yayılma ihtimali endişeye yol açıyorOkullar, kütüphaneler, tiyatrolar ve müzelerin kapalı olduğu başkent Meksiko'da insanlar futbol stadları gibi kalabalıkların bulunduğu yerlere gitmiyor. Yüzlerine maske takarak dışarı çıkan Meksikalılar, virüsün insandan insana geçmesi yüzünden büyük endişe duyuyor.

Hastalığın sıçradığı ilk komşu ülke ise ABD oldu. ABD'nin Meksika'ya yakın Teksas ve Kaliforniya eyaletlerinde 8 kişide virüsün görüldüğü açıklandı.

Hastalığa karşı önlem almaya başlayan Peru ve Şili'de ise henüz domuz gribi vakası görüldüğüne dair bir açıklama yapılmadı.

Belirtileri normal grip gibi

Uzmanlar, hastalığın belirtilerinin normal gripte yaşandığı gibi ateş, öksürük ve boğaz ağrısı olduğunu söylüyor. Küresel çapta yayılmasından endişe edilen virüsün, aslında domuzlarda görüldüğü, ancak nadiren insanlarda da rastlandığı belirtiliyor. Uzmanlar, vücudun bağışıklık sistemini çökerten virüsün etkilerinin önlenemez duruma gelebileceği uyarısında da bulunuyor.

/ Deutsche Welle Türkçe

Kene ısırığında ne yapılmalıdır?

Kırım-Kongo kanamalı ateşi (KKKA), Nairovirüslerin neden olduğu kene kaynaklı bir enfeksiyondur. KKKA hayvanlardan insanlara keneler ile bulaşan bir enfeksiyondur. Bu enfeksiyonlarda ölüm oranları hala yüksek düzeyde seyretmektedir.

Kırım-Kongo kanamalı ateşi (KKKA) ilk kez 1944 ve 1945 yılı yaz aylarında Batı Kırım steplerinde çoğunlukla ürün toplamaya yardım eden Sovyet askerleri arasında görülmüştür.

Hastalık sıklıkla Afrika, batı Asya ile Ortadoğu ve doğu Avrupa'da görülmektedir.

Kırım-Kongo kanamalı ateşi virusu insanlara nasıl (hangi yollarla) bulaşır?

- Enfekte kenelerin yapışması / kan emmesi sırasında salgıladıkları tükürük salgısı ile.

- Enfekte kenelerin çıplak elle ezilmesi sırasında temasla.

- Viremik hayvanların kan ve dokuları ile temasla.

- Viremik hastalarla (kan ve diğer vücut sıvıları) temas ile.

Kırım - Kongo kanamalı ateşi, hangi aylarda görülür?

Hastalık mevsimsel özellik göstermektedir. Genel olarak mayıs ve ekim ayları arasında görülmesine rağmen, değişik aylarda da görülebilir.

Kırım-Kongo kanamalı ateşi için kimler risk altındadır?

Hastalık için çiftlik çalışanları, çobanlar, kasaplar, mezbaha çalışanları, hayvancılık ile uğraşanlar, veteriner hekimler, Veteriner sağlık teknisyenleri, akut hastalarla temas olasılığı bulunan salgın bölgelerde görev yapan sağlık personeli, askerler, kamp yapanlar risk altındadır.

Kene ısırığında ne yapılmalıdır?

Yapışan keneler; kesinlikle öldürülmeden, ezilmeden/patlatılmadan ve kenenin ağız kısmı koparılmadan, bir pensle doğrudan düz olarak, döndürmeden yavaşça çekilip alınmalıdır.

Bol sabunlu suyla yıkanıp temizlendikten sonra, ısırılan yere; iyotlu antiseptik(tendürdiyot) sürülmelidir. (Şayet sabunlu su bulunmaz ise alkol içeren mendiller kullanılabilinir).

Çıplak elle keneye temas edilmemeli eğer elle tutulacaksa eldiven giyilmeli veya naylon bir poşet yardımı ile keneler toplanmalıdır.

Vücuttaki kenelerin üzerine herhangi bir kimyasal madde (alkol, klonya, gazyağı v.b) dökülmemeli, sigara veya ateş kullanarak keneler uzaklaştırılmamalıdır. Çünkü bu maddeler kenenin kusmasına sebebiyet vereceğinden hastalık bulaştırma riskini artırmaktadır.

Isırılan kişinin; iki hafta süreyle, ateş, yoğun halsizlik, baş ağrısı, bulantı, kusma gibi belirtiler yönünden takip edilmesi gerekmektedir. (Ateşin 38,3 °C veya üzerinde olması halinde acilen tam teşekkülü hastaneye başvurulmalıdır.)


Kırım-Kongo kanamalı ateşi virüs bulaştıktan ne kadar süre sonra ortaya çıkar?

Kuluçka süresi, kene ısırmasından sonra 2-14 gün arasında değişmekle birlikte genellikle 1-3 gündür.

Virüsü içeren kan ve diğer doku ya da atıklar ile temastan sonra ise genel olarak bu süre 5-6 gündür ve 14 güne kadar uzayabilmektedir.

Kırım-Kongo kanamalı ateşine yakalanmış insanlarda HASTALIK BELİRTİLERİ nelerdir?

İnsanlarda; hastalık ateş, üşüme - titreme, yaygın kas ağrıları, bulantı - kusma, ishal, yüzde kızarıklık, karaciğerde büyüme ve kanama ile kendini gösterir.

Ateş, kırıklık, kas ağrısı, iştahsızlık, baş ağrısı, aşırı duyarlılık, sırt ağrısı, kol ve bacaklarda ağrı, mide bölgesinde ağrı, bel bölgesinde ağrı gibi belirtiler ile ani olarak başlamaktadır.

Bazen bu bulgulara kusma, karın ağrısı ve ishal ilave olabilmektedir. Gövde ve kol ve bacaklarda cilt içi kanama görülebilir. Burun kanaması ve değişik alanlarda kanama bulguları bulunabilir.

* Yukarıdaki bilgiler, T.C. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı - Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü'nün hazırladığı "KIRIM-KONGO KANAMALI (Hemorajik) ATEŞİ - (KKKA, Crimean Congo haemorrhagic fever)" sayfasından derlenmiştir.

Domuz gribi yayılıyor

Meksika Sağlık Bakanı Jose Angel Cordova, ülkesinde 81 kişinin domuz gribinden ölmüş olabileceğini açıkladı.

Meksika hükümeti, başkent Meksiko City ve çevresinde okulları 6 Mayıs'a kadar kapatma kararı aldı.

Meksika ve Amerika'da muhtemel domuz gribi vakaları ve ölüm olayları artarken Dünya Sağlık Örgütü, hastalığa yolaçan virüsün halk sağlığını tehdit edecek büyük çaplı bir salgına neden olabileceğini bildirdi.

Amerika Salgın Hastalık Kontrol Merkezi yöneticisi Dr. Anne Schuchat da virüsün yayılmasının önüne geçilemediğini söyledi.

Yeni Zelanda Sağlık Bakanı Tony Ryall, son günlerde Meksika'ya gitmiş olan 10 öğrencinin domuz gribine yakalanmış olabileceğini bildirdi.

Meksikalı yetkililer, ülkede virüse yakalanmış olan kişilerin sayısının 1,300 kadar olduğunu tahmin ediyor. Meksika'daki kiliselerde Pazar günü yapılan ayinler iptal edildi.

Nüfusu 22 milyona yaklaşan başkend Meksiko City'de halka açık bütün toplantılar 10 gün süreyle durduruldu. Sağlık Bakanlığı görevlilerine, hastalığın yayılmasını önlemek için yolcuları denetleme ve hastalığa yakalanmış olduğu sanılanları tecrit etme yetkisi verildi.

Amerika'da, sağlık yetkilileri, biri California, ikisi Kansas eyaletinde olmak üzere üç kişinin daha domuz gribine yakalandığını ve toplam sayının 11'e yükseldiğini açıkladı. Amerika'da hastalıktan ölen olmadı.

Meksika sınırındaki eyaletlerden Teksas'da yetkililer, San Antonio kenti yakınındaki bir okulu, bazı öğrencilerde domuz gribi belirtileri görülmesi üzerine geçici olarak kapattı.

New York kentindeki bir okulda da hastalanan 9 öğrencinin domuz gribine yakalanmış olabileceklerini açıklandı. Yetkililer bu öğrencilerin hastalığı çok hafif geçirdiklerini de bildirdi.

Dünya Sağlık Örgütü bütün ülkeleri domuz gribi olaylarını yakından izlemeye ve yayılmasını önlemek için çaba harcamaya çağırdı.

Bu arada hastalığın hava yolu trafiği nedeniyle hızla yayılmasından kaygı duyuluyor. İngiliz Havayolu Şirketi, Meksika seferi yapan uçaklarından biriyle Londra'ya dönen bir uçuş ekibi görevlisinin hastaneye yatırıldığını bildirdi. Meksika'nın Mexicana Havayolu Şirketi de uluslararası seyahat yapan yolculara, başkent Mexico City'ye planladıkları seyahatleri ceza ödemeden erteleme imkanı tanıdığını açıkladı.

Amerikalı sağlık yetkilileri, son günlerde görülen grip türünün domuz, kuş ve insan genetik özelliklerini taşıdığını ancak Amerika'da hastalanan kişilerin domuzlarla herhangibir teması olmadığını söylüyor.

Domuz gribine yakalandığı sanılan kişilerde mevsimlik grip hastalığına benzer belirtiler görülüyor. Bunlar yüksek ateş, halsizlik, iştahsızlık ve öksürük. Bazı hastalar burun akması, boğaz ağrısı, mide bulantısı, kusma ve ishal gibi belirtiler de gösteriyor.

/ VOA News

Sığır ve insan genlerinin benzerliği

Uluslararası bir bilimadamları ekibi, sığırların gen haritasının ilk taslağını çizdi.

Science dergisinde yayımlanan çalışmada araştırmacılar, sığır genlerinin yüzde 80 oranında insanlarla aynı olduğunu belirtti.

Uzmanlar bu çalışmanın, daha kaliteli et ve süt üretimi ile daha sürdürülebilir bir tarıma katkıda bulunacağına inanıyor.

Ayrıca insan sağlığıyla ilgili araştırmalara da etkisi olabileceği belirtiliyor.

İnsanlar sığırları yedi bin yıldan uzun bir süre önce evcilleştirdi.

Şimdi de 25 ülkedeki 300'den fazla bilimadamı sayesinde, sığırların gen haritasının ilk taslağı da çizilmiş oldu.

Sığırların 22 bin geni bulunuyor ve bunun yüzde 80'i insanlarınkiyle aynı.

Araştırmacılar sığırların kromozon ve DNA yapısının da fare ve sıçanlara kıyasla, insana daha çok benzediğini söylüyor.

Uzmanlar, farklı cins sığırların genetik haritalarını kıyaslayarak, besicilik yöntemlerinin de değişebileceğini belirtiyor.

Çalışmayla, sığırlardan hem daha çok et ve süt almayı, ayrıca ürettikleri karbon salımlarını azaltmayı umuyor.

Bilimadamlarının sığırların genleriyle ilgili öğrendikleri ilginç bir diğer şeyse, bazı genlerin nereden geldikleriyle ilgili.

Adaelaide Üniversitesi'nden Profesör David Aldeson, "Genlerin bir kısmı, uzak geçmişteki bir noktada sığırların atalarına yılanlardan geçmiş. Yani sığır geninin yüzde 25'i yılanların atası olan bir sürüngenden. Bu bir noktada sığır genlerine transfer olmuş." diyor.

Uzmanlar, insan ve sığır genleri arasındaki benzerliğin, deli dana hastalığının tedavisiyle ilgili araştırmalara da yeni bir ışık tutacağını düşünüyor.

Sığır genlerinin çözüldüğü araştırma altı yıl sürdü ve 35 milyon dolara mal oldu.

/ Matt McGrath - BBC

Yeşil çayın faydaları

Doğanın bize armağanı gizemli bitkilerin sırları yavaş yavaş çözülüyor. Küçücük bir yaprağın, tohumun veya bitki kökünün onlarca hastalığa iyi geldiğini, birçoğunu da önlediğini bilmek, mucizelere inanmayanları bile şaşırtmaya yeterli.

YEŞİL ÇAY

Yüksek tansiyondan uykusuzluğa birçok sağlık sorununa karşı etkilidir. Günde 4-5 fincan yeşil çay vücudu zırh gibi koruyor.

İdrar söktürücü özelliğinden dolayı kilo vermeye yardımcı oluyor.

Diş çürümesini ve kemik erimesini engelliyor.

Kolesterol ve yağ değerlerini iyileştirerek tansiyonu ve kan şekerini ayarlıyor.

Bakteriler ve grip virüsü ile savaşıyor.

Stres, aşırı çalışma, huzursuzluk gibi nedenlerden kaynaklanan yorgunluğu ortadan kaldırıyor.

Tüm bitkisel kökenli besinlerin, kullanım şekli ve miktarını doktorunuza danışmanızı tavsiye ederiz.

/ HÜRRİYET

Uzun yaşam için ipuçları

Geniş kapsamlı bir araştırma, uzun yaşamanın sırrının genlerde değil, hayat tarzında gizli olduğunu ortaya koydu.

20 bin kişi üzerinde yapılan araştırmaya göre düzgün beslenme ve stresle başa çıkabilme, genlerle aktarılan rahatsızlıklara yakalanma riskini azaltıyor.

British Medical Journal’da yayınlanan araştırmadan çıkan sonuçlar şöyle:

* Çalışmayı aniden bırakan kişilerde obezite ve bazı kronik rahatsızlıklar meydana geliyor. Bu yüzden, emekli olan kişilerin eve kapanmak yerine toplum içinde aktif rol almasının, sağlık için önemli olduğu belirtiliyor.

* Ağız ve diş bakımının düzgün bir şekilde yapılması, kalp hastalığı riskini azaltıyor.

* Sağlıklı yaşamın en önemli ipucuysa, hareket etmek. Chicago Üniversitesi’ne göre yürüyüşe çıkmak zekayı keskinleştiriyor, kas ve kemik yapısını güçlendiriyor, ruh halini yüksek tutuyor.

* Sabahları lifli besinler tüketmek, kan şekerini dengeliyor.

* Günü daha uzun yaşamak için az uyumak yerine, en az altı saat uyuyup ömrünüze daha fazla gün ekleyebilirsiniz. Çünkü uyku halindeyken, vücut kendini daha hızlı yeniliyor.

* Vücudunuzun vitamin ihtacını kapsüller yerine, doğanın kendisinden alın.

* Daha çok gülümseyin. Kahkaha, bağışıklık sistemini güçlendiriyor.

* Alkol, sigara, şeker gibi maddelerden uzak durun.

* Günlük rutininizi değiştirmemeye bakın. Araştırmaya göre yıllarca aynı saatte yatıp, aynı saatte uyanan kişiler çok daha sağlıklı.

* Ailenizden ve sosyal hayattan uzak kalmayın.

/ MİLLİYET

Çok pişmiş ette kanser riski

Düzenli olarak çok pişmiş, neredeyse yanmış et tüketmenin pankreas kanseri riskini artırdığı bildirildi.

ABD’nin Minnesota Üniversitesinden Kristin Anderson ve ekibinin yaptığı araştırma, eti ızgarada ya da tavada pişirirken ısının azaltılması gerektiğini, yanan etin pankreas kanseri riskini yüzde 60 oranında artırabileceğini gösterdi.

Amerikan Kanser Araştırmaları Derneği yıllık konferansında açıklanan araştırmada, bilim adamları 9 yıl boyunca sağlıklı 62 bin 581 kişinin beslenme alışkanlıklarını inceledi. Bu süreçte 208 pankreas kanserine raslandı.

Eti çok pişmiş tercih edenlerin pankreas kanserine yakalanma riskinin, daha az pişmiş sevenlere ya da hiç et yemeyenlere göre yüzde 60 fazla olduğu belirlendi.

Araştırmanın başındaki Anderson, et sevenlerin pişirme sırasında ısıyı azaltması ya da yanmış parçaları ayırması gerektiğini vurguladı.

/ MİLLİYET

Yüksek tansiyon belirtileri

Zaman zaman yaşadığınız şiddetli baş ağrısı fark etmediğiniz yüksek tansiyon belirtisi olabilir.

Çamlıca Medicana Hastanesi'nden Prof. Dr. Çiğdem Gökçe, 'Kan basıncı çok yükseldiğinde beyin, kalp ve böbrek gibi organların olumsuz etkilenmesi sebebiyle baş ağrısı, bulanık görme, halsizlik, çarpıntı, çabuk yorulma, göğüs ağrısı ve aşırı idrar yapma gibi yakınmalar olabilir' diye konuştu.

Çoğu hastada belirti olmayabileceğini, kan basıncı ölçülmezse hastalığın fark edilmeyip doku ve organlarda kalıcı hasarların bile görülebileceğini söyleyen Prof. Dr. Gökçe, 'Gerek çocuk, gerek erişkinde yıllık sağlık kontrollerinin en önemli öğelerinden biri kan basıncı ölçülmesidir. Büyük tansiyon 120 mmHg altında ve küçük tansiyon 80 mmHg altında ise kan basıncı normaldir' dedi.

Hipertansiyonun genellikle önlenebilir bir hastalık olduğunu da belirten Prof. Dr. Çiğdem Gökçe, ilaç dışı tedavileri 'Tuz ve et tüketimini azaltmak, bitki ağırlıklı beslenmek, ideal kiloya ulaşmak ve egzersiz şeklindedir. Herkese önerilir' sözleriyle anlattı.

Hipertansiyon TIR'ı Türkiye'yi dolaşacak

'Türkiye'nin Tansiyonunu Ölçüyoruz' kampanyası için hazırlanan Hipertansiyon TIR'ı, bu yıl 11 Mayıs'ta Ankara'da 12 Mayıs'ta İstanbul Eminönü, 13 Mayıs'ta Kadıköy'de ve 15-16 Mayıs'ta da Antalya'da gün boyunca meydanlarda, sağlık ocaklarında halkın tansiyonunu ölçerek hastalık hakkında bilgi verecek.

/ AKŞAM

Dünya Halk Sağlığı Kongresi, İstanbul'da

5 gün boyunca bilim adamları koruyucu hekimliği masaya yatıracak. 12. Dünya Halk Sağlığı Kongresi'nin ev sahibi Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Derneği Başkanı Prof. Dr. Hikmet Pekcan, korunmanın sağlıklı insana giderek evlerden başlaması çağrısı yaptı.

Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Başkanı Prof. Dr. Hikmet Pekcan, korunmanın tedavi etmekten etkin olması sebebiyle ilk basamakta, yani halkın içinde, evlerde koruyucu hizmet verilmesi gerektiğini söyledi. Pekcan, rünyanın sağlık muhafızlarının Türkiye'ye geleceğini, hastane ve sağlık ocaklarının önündeki yığılmaları önlemek için bilim adamlarının sunduğu tek reçete olan 'koruyucu hekim'liğin İstanbul'da masaya yatırılacağını duyurdu.

Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Derneği'nin, 2004 yılından beri Dünya Halk Sağlığı Dernekleri Federasyonu ve Dünya Sağlık Örgütü ile yaptığı yoğun çalışmalar sonucu, 12. Dünya Halk Sağlığı Kongresi 27 Nisan- 1 Mayıs 2009 tarihleri arasında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün himayesinde İstanbul'da yapılacak.

Kongre öncesi görüştüğümüz Prof. Dr. Hikmet Pekcan, organizasyonun İstanbul'da düzenlenebilmesi için büyük uğraş verdiğini belirterek, 'İstanbul'un Asya ve Avrupa arasında bir köprü konumunda olması kongreyi Türkiye'yi getirmemizde kolaylık sağladı. Dünyadaki krize rağmen 2 bine yakın bilim adamı yurtdışından kongreye gelecek. Daha önceki 11 kongreye Dünya Sağlık Örgütü'nden üst düzey bir katılım olmamıştı. Bu yıl ise Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Dr. Margaret Chan bizzat kongreye katılacak. Sadece doktorlar da değil, veterinerler, hemşireler, eczacılar da kongrede görüşlerini açıklayacaklar' dedi.

Sağlık hizmetlerinin aynı eğitim hizmetleri gibi devlet tarafından desteklenmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Pekcan, 'Kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmeti; bağışıklama, erken tanı, dengeli-yeterli beslenme, kişisel hijyen, aile planlaması, sağlık eğitimi ve ilaç korumadır. Korumanın, tedavi etmekten etkin olması nedeniyle de ilk basamakta, yani halkın içinde, evlerde koruyucu hizmetler verilmelidir' diye konuştu.

/ AKŞAM

Antidepresan ilaç kullanımı patladı!

Türkiye Psikiyatri Derneği Dış İlişkiler Sekreteri Dr. Halis Ulaş, sinir sistemi ilaçlarının kullanım sıklığının sürekli arttığını belirterek, '2003'te 14 milyon 138 bin kutu antidepresan ilaç tüketilirken, 2007'de bu rakam 26 milyon 246 bine çıktı' dedi.

Antalya'da düzenlenen 13. Türkiye Psikiyatri Derneği yıllık toplantısı ve bahar sempozyumunda konuşan Dr. Ulaş, Türkiye'de sinir sistemi ilaçlarının kullanımının antibiyotik, kalp damar sistemi ve romatizmal ilaç grubundan sonra dördüncü sırada yer aldığını söyledi.

Dr. Ulaş, 'Psikiyatrik ilaç tüketimindeki bu önemli artışa, ilaç endüstrisinin tutundurma çalışmalarının yanı sıra Türkiye'deki psikiyatrist sayısının yetersiz olması ve bu yüzden psikiyatrist dışındaki hekimler tarafından uygun olmayan tanılara uygun olmayan ilaçların reçetelenmesinin de çok önemli payı vardır' diye konuştu.

/ AKŞAM

Kansere karşı besin önerileri

ABD’de yapılan araştırmalara göre, greyfurt, ceviz ve şarap kanserle mücadelede çok önemli.

Greyfurt Uzmanlar, umut vaad eden "rapamycin" adlı kanser ilacının içine 230 ml greyfurt suyu katıldığında, damarlardaki ilaç miktarının arttığını keşfetti.

Günde 56 gr. ceviz

Cevizin, Omega-3 yağ asitleri ve antioksidanların yanı sıra, fitosterol de içerdiği ve bu sayede göğüs kanseri riskini azalttığı ortaya çıkarıldı.

Şarap hastalığı yeniyor

Şarap içmenin, lenf kanserinden kurtulma ihtimalini artırdığı kanıtlandı.

/HÜRRİYET

Televizyon, bağımlılık yapar mı?

Amerikan Psikiyatri Birliği kriterlerine göre; yoğun olarak televizyon izleyen kişilerde madde bağımlısı kişilerin gösterdikleri özelliklerin çoğu görülebildiği için bu kişiler, ‘bağımlı’ olarak nitelendirilebiliyor.

Amerikan Hastanesi Psikiyatri ve Psikoloji Bölümü’nden Uzman Psikolog Aslı Akkan; her geçen gün yeni bir dizi veya yarışma programının ortaya çıkması ve bu programların çoğunun büyük kitleler tarafından izleniyor olmasını sosyo-kültürel ve psikolojik açıdan değerlendiriyor.

Uzman Psikolog Aslı Akkan’ın verdiği bilgilere göre; kişi televizyon izlediği süre içerisinde kendi yaşam koşullarından ‘yapay olarak uzaklaşarak’, izlediği programın içine giriyor ve hatta kendisini izlediği karakterlerden biri ile özdeşleştirebiliyor. Böylece kısa süreliğine de olsa sorunlarını unutan kişi, seyrettiği programın aksiyonu içerisinde gerçek yaşamdaki sorunlarını geride bırakırken; özdeşleştiği karakter ile ‘modelleme’ gereksinimini de karşılıyor.

VKV Amerikan Hastanesi Psikiyatri ve Psikoloji Bölümü’nden Uzman Psikolog Aslı Akkan; çoğu zaman farkında olmayarak, televizyon aracılığı ile sorunlarından uzaklaşmak ve modelleme ihtiyacını karşılamak isteyen bireylerin, ağırlıklı olarak bağımlı kişilik yapısına yatkın olduklarını belirtiyor. Uzman Psikolog Aslı Akkan gündemdeki yarışma programları ile televizyonun bireyin hayatına yeni bir sosyo-kültürel hatta psikolojik boyut kattığını dile getiriyor. Uzman Psikolog Aslı Akkan, bu tarz programları izlemenin önce alışkanlığa daha sonra ise bağımlılığa dönüştüğünü ifade ederek, bu süreci şöyle değerlendiriyor: "Pop müzik, dans ve oyunculuk yarışması gibi programlar, "eğlence" adı altında özellikle gençleri hedef alıp, ucuz şöhret ve kısa yoldan maddi kazanç vaat ederek; emek ve nitelikli çalışma ile elde edilebilecek kazanımların yerini, bir anlamda şans oyunlarına bırakmaya özendiriyor. Olası bir ‘kaybetme’ sahnesi sonucunda ise özellikle abartılarak yaratılmış bir hüsran ile estirilen bu acı dolu hava, seyircilerde depresif belirtilerin bile ortaya çıkmasına yol açabiliyor. Seyirci bir bakıma kendi sorunlarını ekrandaki kişinin acısı ile yapay olarak değiştirerek, bir süreliğine kendini avutuyor."

Uzman Psikolog Aslı Akkan, psikoloji açısından televizyon bağımlılığının öğrenme kuramları ile açıklanabileceğini ifade ediyor. VKV Amerikan Hastanesi Psikiyatri ve Psikoloji Bölümü’nden Uzman Psikolog Aslı Akkan; Edimsel Şartlanma Teorisi’ne göre; bağımlılık yapan maddenin (televizyon) kullanımı sonrası/sırasında birey üzerinde oluşan olumlu hislerin ya da kaybolan olumsuz duyguların ‘madde kullanımına devam edilmesi’ için sebep teşkil ettiğini belirtiyor.

Uzman Psikolog Aslı Akkan, televizyonun aşırı derecede izlenmesi ve bağımlılık yaratması sürecini şu şekilde açıklıyor: "Birey televizyonun sunduğu sürekli değişen uyarıcılar (dekor, ses efektleri, biçimsel değişiklikler, kamera açı kullanımları vb.) karşısında refleksif olarak etkileniyor ve televizyona yöneliyor. Birey, televizyon izledikten sonra da fizyolojik açıdan rahatlama hissediyor. Hissedilen bu rahatlatıcı duygular ise televizyon izleme davranışının sürekli yapılan bir alışkanlık ve hatta bağımlılık haline gelmesine yol açıyor. Ayrıca tıpkı diğer bağımlılık yapan maddelerde olduğu gibi bağımlılığı yapan maddenin ortadan kaldırılması halinde; kişi bu maddeyi arıyor ve yoksunluk belirtileri gösteriyor."

Tüm diğer bağımlılıklarda olduğu gibi televizyon bağımlılığı ile baş edebilmek için önemli bir gayret, irade ve istek gerektiğinin altını çizen Uzman Psikolog Aslı Akkan, bu yönde atılacak ilk adımın da ‘farkındalığı artırmak’ olduğunu vurguluyor. ‘Farkındalığı artırmak’ için izlenen tüm programların kişi tarafından kaydedilmesini tavsiye eden VKV Amerikan Hastanesi Psikiyatri ve Psikoloji Bölümü’nden Uzman Psikolog Aslı Akkan, böylece izlenen programlardan hangilerinin fonksiyonel, yararlı ve eğlendirici olduğu hakkında bireyin bilinçleneceğini açıklıyor. Daha sonra ise ‘alternatif etkinliklere yönelmeyi’ öneren Uzman Psikolog Aslı Akkan, bireyin çeşitli alternatif uğraşlar ile ilgilenebileceğini belirtiyor.

Uzman Psikolog Aslı Akkan, bireylerin televizyonu, güncel olayları takip etmek ve gündemi yakalamak için de bir araç olarak gördüklerini; daha hızlı bir erişim kaynağı olduğu için televizyonun, gazete ve kitabın yerini aldığını açıklıyor. Uzman Psikolog Aslı Akkan, güncel olayları takip etmek ve gündemi yakalamak isteyenlerin işin kolayına kaçarak televizyona yöneldiklerini ifade ediyor. VKV Amerikan Hastanesi Psikiyatri ve Psikoloji Bölümü’nden Uzman Psikolog Aslı Akkan, televizyon bağımlılığından kurtulmanın yanı sıra bu son derece yararlı ve hızlı iletişim aracından, seçici izleme yöntemi ile verimli bir şekilde yararlanılabileceğine dikkat çekiyor.

Madde bağımlısı kişilerin gösterdikleri özellikler*
* Amerikan Psikiyatri Birliği kriterlerine göre

• Bir maddeyi kullanarak çok fazla zaman geçirilmesi (Günde ortalama 3–4 saat televizyon izlenmesi; televizyon izlemenin, bir gün içerisinde çalışma ve uyuma dışındaki en uzun faaliyet olması)

• Bağımlılık yaratan madde kesildiğinde ya da azaltıldığında yoksunluk belirtilerinin ortaya çıkması (Bir televizyon programı izlenirken elektrik kesilmesi ya da herhangi bir engel ile karşılaşıldığında bireyin aşırı tepki vermesi)

• Madde kullanımı nedeni ile sosyal, mesleki ve kişisel etkinliklerin azalması ya da tamamen bırakılması (Televizyon izlemek için sosyal bir toplantıya katılınmaması; spor yapılmaması; ertesi gün işe uykusuz gidilmesi)

• Maddenin tasarlandığından daha uzun ve yüksek miktarlarda alınması (Haftada 1-2 dizi izlenirken, her gün başka bir dizi arayışına gidilmesi; seyredecek bir program bulunamadığında ‘zaplama’ alışkanlığın doğması ve bireyin televizyon seyretme süresini artırma eğiliminde olması)

• Fiziksel ya da ruhsal sorunların ortaya çıkmasına ya da artmasına rağmen madde kullanımının sürdürülmesi (Birikmiş ödevler varken, o gün kimin A yarışmasından eleneceği ile ilgilenilmesi; dinlenme ihtiyacına rağmen uykusuz kalmanın göze alınması)

/ MİLLİYET

Sessiz kalp krizine dikkat!

Sessiz kalp krizinin sanıldığından daha yaygın olabileceği bildirildi.

Duke Üniversitesinden Dr. Han Kim, ağrı olmadığı ya da duyulan ağrının başka nedenlerden kaynaklandığı sanıldığı için ABD’de her yıl yaklaşık 200 bin kişinin kalp krizi geçirdiğini fark edemediğini belirtti. Bilim adamı, bu gizli kalp krizlerinin EKG’de tespit edilebilecek izler bırakmadığına da dikkati çekti.

Dr. Han Kim ve ekibinin yaptığı araştırma ise yeni bir görüntüleme tekniği olan DE-CMR’nin (Delayed enhancement cardiovascular magnetic resonance) zarar görmüş kalp dokularını diğerlerinden ayırmayı sağladığı için, sessiz kalp krizinin verdiği zararı tespit etmede yardımcı olabileceğini gösterdi. Bilim adamları, damar sorunları olan, ancak kalp krizi geçirmemiş 185 hastanın kalbine DE-CMR yöntemiyle baktı. Damarlarının tıkalı olup olmadığını belirlemek için anjiyo yapılan hastalar iki yıl boyunca izlendi. Katılımcıların yüzde 35’i gizli kalp krizi belirtileri gösterdi. Kalp krizinde normalde rastlanan Q dalgası bu hastalarda görülmedi. Araştırma, sessiz kalp krizlerinin normal kalp krizlerinden üç kat daha yaygın olduğunu ve damar sorunlarının fazla olduğu hastalarda bu tür krizlere daha sık rastlandığını gösterdi. Sessiz kalp krizi geçirenlerin ölüm riskinin 11 kat fazla olduğuna da dikkat çekildi.

/ MİLLİYET

Hanta virüsü nasıl bulaşır?

Kemirgenler yoluyla insanlara bulaşan ve öldürücü olan Hanta virüsünün, Kırım Kongo kanamalı ateşi hastalığından daha tehlikeli olduğu bildirildi.

Ziraat Yüksek Mühendisi ve Böcek Uzmanı Derya Ulaşoğlu, Zonguldak ve Bartın'da 8 kişinin hastalanmasına, birinin de yaşamını yitirmesine neden olan Hanta virüsün, “Bunyaviridae familyasına” bağlı bir RNA virüsü olduğunu, Kırım Kongo kanamalı ateşi hastalığı etkeniyle aynı familyada bulunduğunu ve bu virüsün de kanamalı ateşe yol açtığını söyledi.

Ulaşoğlu, 30'dan fazla türü olan virüsün 20 türünün insan için risk oluşturduğunu, bu virüsü kemirgenlerin taşıdığını bildirdi. Kırım Kongo kanamalı ateşi hastalığının kene ısırmasıyla bulaştığını, oysa bu virüsün solunum yoluyla bile alınabileceğine dikkati çekti. Ulaşoğlu, bu nedenle Hanta virüsün Kırım Kongo kanamalı ateşi hastalığından daha tehlikeli olduğunu vurguladı. Memeli hayvan çalışan bilim adamlarının, açık alanda çalışan biyologların, kemirgen ilaçlaması yapan firma çalışanlarının, dağcıların, piknikçilerin, açık alanda oyun oynayan çocukların ve orman çalışanlarının bu virüs açısından risk altında olduğunu bildiren Ulaşoğlu, şunları söyledi:

“Hantavirüs, kemirgen ile kemirgen atıklarına temasla ciltteki yarık ve çatlaklardan deri yoluyla ve en önemlisi kemirgenin yuvasının ya da öldüğü yerin yakınında hava yoluyla bulaşır. Her mevsimde görülebilmesine rağmen, nisan-temmuz ayları daha fazla risk taşır. Bu virüs insandan insana bulaşmaz. Sadece kemirgenlerden bulaşır ve ölüme neden olur. Normal oda sıcaklığında 2-3 gün yaşayan virüs, sıcaklık ve nem oranına bağlı olarak yaşam süresini uzatabilir. Bu virüsün bulaştığı kişide ateş, kas ağrısı, öksürük, baş ağrısı, bulantı, kusma, titreme, genel durum bozukluğu, bulanık görme ve ardından başlayan akciğer ödemi görülür. Dünyanın çok sayıda ülkesinde bu virüse rastlanır. Hanta virüs, dünyada her yıl yaklaşık 200 bin kişiyi etkilemektedir.”

Bu virüsten korunmak için ciddi tedbirler alınması gerektiğini ifade eden Ulaşoğlu, öncelikle evcil hayvan olarak fare ya da kemirgen beslenmemesi gerektiğini belirtti. Bunun yanı sıra kemirgen yuvalarıyla direkt temastan kaçınılması, gıda ürünleri ve hayvan yemlerinin açıkta bırakılmamasını öneren Ulaşoğlu, kemirgen kontrol hizmetinin, mutlaka Tarım Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı onaylı firmalardan alınması gerektiğini bildirdi. Ulaşoğlu, şöyle devam etti:

“Konutlara koruma amaçlı sistemler kurulabilir. İç alanda kemirgenleri canlı yakalayan mekanik sistemler, dış alanlarda plastik yem istasyonları kurulabilir. Evde kedi besleyenler, 'Nasılsa kedim var, benim için tehlike yok' diye düşünmesinler. Çünkü eğer kedi enfekte olmuş kemirgeni yemişse konut içinde hastalık etkenini taşıyabilir ve bu hastalık etkenini insana bulaştırabilir. Virüs solunum yoluyla bulaşabildiği için, kemirgenlerin gezdiği alanlar, süpürülerek temizlenmemeli, havaya toz kaldırılmamalıdır. Kapı ve pencerelere sineklik konulmalı, çöp konteynerlerinin kapakları sürekli kapalı tutulmalıdır. Kemirgenlerin yaşam alanı olan rögar kapakları tamir edilmeli, depolarda gereksiz eşyalar saklanmamalı, hijyen tedbirlerine azami özen gösterilmelidir. Fare leşlerinin bulunduğu alan çamaşır suyuyla dezenfekte edilebilir. Riskli aktivitelerde mutlaka eldiven kullanılmalıdır. Bu virüsün bulaşmasını önlemek için karantina derecesinde sıkı önlemler almak, hatta acil eylem planı uygulamak gerekir.”

AFYON Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Mustafa Altındiş, hanta virüsüne bağlı gelişen enfeksiyonun griple benzerlikler gösterdiğini söyleyerek, virüse yakalanan 5 kişiden 1'inin hayatını kaybettiğini söyledi. Doç. Dr. Altındiş, çöpçüler, gemilerde çalışanlar, depolarda çalışan işçiler, çiftçiler ve askerlerin, bu hastalık için yüksek risk grubunda olduğunu kaydetti.

Doç. Dr. Mustafa Altındiş, son günlerde Türkiye'de hızla artan vakalarla gündeme gelen hanta virüsüne bağlı gelişen efenksiyonun kesin tedavisinin mümkün olmadığını kaydetti. Hanta virüsü bulaşanların yüzde 20'sinin hayatını kaybettiğini söyleyen Doç. Dr. Altındiş, “Dünyada yılda yaklaşık 300 bin insanın bu hastalığa yakalandığı tahmin edilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre, 1993- 2004 yılları arasında Amerika'da kayıtlara geçmiş 1910 hanta virüs vakası olduğu anlaşılmaktadır. Bunlardan 384 tanesi ölümle sonuçlanmıştır. Türkiye'de şimdiye kadar 16 şüpheli vaka tespit edildi ve bunlardan 8 vakanın hanta virüs enfeksiyonu olduğu belirlendi” diye konuştu.

Virüsün hem kırsal bölgelerde hem de şehirlerde insanlar için tehlike teşkil ettiğini söyleyen Doç. Dr. Mustafa Altındiş, hanta virüsünün çeşitli kemirgen türleri vasıtasıyla taşındığına dikkat çekti. Hastalıkla ilgili özellikle farelere dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Altındiş, “Hastalığın bulaşması hastalıklı kemirgenlerin dışkısı, idrarı veya salyasıyla doğrudan temas yoluyla olmakta ya da bu hastalıklı kemirgenlerin dışkısı, idrarı veya salyasının hava yoluyla solunmasıyla meydana gelir. Hanta virüsünün insandan insana bulaşması kanıtlanmamıştır. Fareler bu virüsten etkilenmezler, sadece taşıyıcıdırlar ve virüsü dışkı veya idrar yolu ile etrafa yayarlar” diye konuştu.

Özellikle farelerin yoğun olarak bulunduğu, iyi havalandırılamayan, yeterince güneş ışığı almayan mekanlarda çalışan veya yaşamını sürdüren kişilerin risk altında olduğunu belirten Doç.Dr. Altındiş şunları kaydetti:

“Belediyelerdeki temizlik ve çöp toplama işçileri, liman işçileri, gemi işçileri, depolarda çalışan işçiler, çiftçiler ve askerler bu hastalık için yüksek risk grubunu oluşturmaktadır. Ayrıca deney hayvanlarının bakıldığı ortamlarda çalışanlar ve hayvan deneyleri ile meşgul olan bilim adamları da bu hastalık için risk grubuna dahil olan kişilerdir. Virüsle ilgili halen kesin bir tedavi yok. Bilim adamlarının bu virüse karşı aşı geliştirme çalışmaları devam ediyor.”

Hastalığın belirtilerinin griple benzerlik gösterdiğini belirten Doç.Dr. Altındiş, hastalık bulaşan kişilerde ateş ve titreme, böbreklerde fonksiyon bozukluğu, baş ağrısı, kas, kol ve bel ağrısı, bulantı veya kusma, ishal, geçici olarak bulanık görme, öksürük, solunum bozukluğu, deri veya ciltte kanama gibi belirtilerin görülebileceğini kaydetti. Doç. Dr. Altındiş, şu önerilerde bulundu:

“Kemiricilerin atıkları ile kirlenme ihtimali olan yerlerin temizliğinin toz kaldırmadan deterjan veya çamaşır suyu kullanılarak yapılmalı, farelerin bulunduğu ortamlarda çalışırken eldiven ve maske kullanılmalı, bulaşma şüphesi olan durumlarda ilk olarak vücudunuzun bu virüsle temas etme ihtimali olan kısmının dezenfekte edilip en kısa zamanda doktora başvurulmalıdır. Öte yandan kemiricinin ısırması veya tırmalaması yoluyla hastalık bulaşabileceği için kemiricilerin canlı olarak yakalanmaması gerekir. Ölü bir kemiriciye çıplak elle temas etmek de tehlikeli olup hastalık bu yolla da bulaşabilir.”

/ HÜRRİYET

Muayene randevuları için çağrı merkezi

Sağlık Bakanlığı, devlet hastanelerinin muayene randevularını telefon ve internet üzerinden 'tek elden' vermeye hazırlanıyor.

Hürriyet'in haberine göre; Erzurum'a kurulacak çağrı merkezinden 7 gün 24 saat muayene randevusu verilecek. Bakanlık, çağrı merkezi hizmetini özel sektörden alacak. Kurumu ve işletimi için ihaleye çıkacak. Çağrı merkezi uygulamasına paralel olarak internet üzerinden randevu sistemi de başlayacak.

Bakanlık hem doktor hem de hastane verimliliğini artırmak; hastaların hastanelere ulaşımını kolaylaştırmak için yeni bir sisteme hazırlanıyor. Uzun süredir üzerinde çalışılan yeni sistem; hastaların 3 rakamlı bir telefon sağlayacak. Yine randevular internet üzerinden de alınabilecek.

Aşırı uyumanın tedavisi

Aşırı uyuma sorunu nasıl tedavi edilir? Uyku Bozuklukları Uzmanı Dr. Sabri Derman anlatıyor...

Düşünce gücüyle zayıflama

Yasemin soyasl'ın "Tek Şişman Beyniniz - Düşünce Gücüyle Zayıflama" kitabı, Klan Yayınları'ndan çıktı.

İşte kitabın tanıtım yazısı:

Yasemin Soysal, Yüksek Lisans Tezi araştırması olarak zihnin beden üzerindeki etkilerini araştırmaya başladığında, insanların kolayca kilo vermelerini sağlayacak bir sistem geliştirebileceğini hayal bile etmiyordu. Fakat geliştirdiği yöntemi kilo problemi yaşayan yaklaşık 1000 kişi üzerinde denedi. Sonuçlar inanılmazdı.

Kilo sorunu yaşayan kişiler hızla ve son derece sağlıklı bir şekilde kilo vermekle kalmıyor aynı zamanda yaşamlarının pek çok alanında da olumlu ilerlemeler kaydediyorlardı. Üstelik karmaşık diyetlere, özel egzersizlere, kendini bir şeylerden yoksun bırakmaya ihtiyaç kalmadan.

Zayıflamak için her yolu denemiş olabilirsiniz; ama beden, zihin ve ruh bir arada işlemediğinde tüm çabalarınız yalnızca hayal kırıklığı ile sonuçlanacaktır. Yasemin Soysal, kitabında size bedeninizi, zihninizi ve ruhunuzu bir araya getirerek kendinizi zorlamadan nasıl zayıflayacağınızı anlatmaktadır.

Şu ana kadar 1000 kişi üzerinde test edilen ve inanılmaz sonuçlara ulaştıran "Zihin Gücü ile Zayıflama" tekniğini bu kitap yardımıyla artık siz de kullanabilirsiniz.

Ayaklara nasıl bakım yapılmalıdır?

Günlük ayak bakımı nasıl yapılır? Ayak Sağlığı Uzmanı Özgül İşgör anlatıyor...

Şeker hastalığının ilginç sebebi!

Ünlü İngiliz bilim adamı Prof. Dr. Clifford Bailey uyardı: Şeker hastalığı, önceden fakir olup geliri sonradan artan, fiziksel aktiviteyi azaltan, enerjisi yüksek gıdalar tüketeni daha çabuk yakalıyor

Dünyada 250 milyon diyabet hastasının bulunduğunu vurgulayan İngiliz bilim adamı Prof. Dr. Clifford Bailey, hastalığın görülme sıklığının çevresel değişikliklerden etkilenerek refah seviyesi yükselen başlayan toplumlarda ve insanlarda arttığına dikkat çekti.

Endokrinoloji ve metabolizma uzmanlarına seminer vermek için ülkemize geldiğinde görüştüğümüz Aston Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Diyabet Araştırmaları Bölüm Başkanı Prof. Dr. Bailey, diyabetin Türkiye'de görülme sıklığının Arap ülkelerine göre daha az olduğunu ifade etti.

Türkiye'nin hareketli yaşam tarzının teşvik edildiği bir ortamının olması gerektiğini belirten Prof. Dr. Bailey, 'Obeziteden uzaklaşmanın içinde olduğu bir yaşam tarzıyla diyabet görülme sıklığını aşağı çekebilirsiniz. Türkiye'de diyabet sıklığı Avrupa'dan çok olsa da bir şansı var' dedi.

Fakirlikten zenginliğe geçişe Pasifik Okyanusu'nda madenleri sonradan keşfedilerek zenginleşen Nauru Adası ile Amerika'daki Pima yerlilerini örnek gösteren Prof. Dr. Bailey şunları söyledi:

'Spor yapılmayan, fiziksel aktivitenin olmadığı, enerji muhteviyatı çok yüksek olan gıdaların tüketildiği Amerikan yaşam tarzı hiç diyabetin görülmediği bu iki toplumu da her beş kişiden birinde diyabetin görüldüğü bir hale getirdi.'

Bilimin diyabet hastalarının tedavisi için kombine ilaç üretmek için çaba gösterdiğine de dikkat çeken Prof. Dr. Bailey, şöyle konuştu:

'Yine de kimse tek bir hapla diyabet hastalığı tedavi edilir diye beklemesin. Tansiyondan kan sulandırmaya birçok ilacın da tedavilerine katıldığı diyabet hastaları için artık kişiye özel tedavi süreci başlıyor. Bilim diyabetin seviyesine göre özel tedavi yollarını uygulamaya başladı.'

Harvard Üniversitesi'nde diyabet üzerine araştırmalarıyla tanınan Türk bilim adamı Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil'in çalışmalarını hayranlıkla izlediklerini de belirten İngiliz bilim adamı Prof. Dr. Clifford Bailey şunları söyledi:

' Gökhan Hotamışlıgil diyabet araştırmalarına yaptığı katkılarla uluslararası çapta ün sahibi, çok saygın bir bilim adamı. Tip 2 diyabetin fizyolojisini anlamamızı sağladı. Çalışmaları sayesinde hangi faktörlerin insülin direncine yol açtığı, insülin işlevini durdurduğu belirlendi. Bilim camiası onun sayesinde diyabet tedavisinde yeni hedefler saptadı ve biz de yeni tedavileri bu çalışmalar doğrultusunda odaklandırıyoruz.'

/ Türkan YILMAZER - AKŞAM

KOAH hastaları farkında değil!

'Öksürük şikayeti ile gittiğim doktor bende KOAH hastalığı olduğunu söyledi. KOAH hastalığı nedir? Sigarayı bırakmak dışında yapmam gereken bir şey var mı? Balgam söktürücü şurupları devamlı içmek doğru olur mu?'

KOAH yani Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı, akciğer dokusunun çoğunlukla sigara içimine bağlı olarak bozulması halidir. Tam olarak geçmeyen ve hava yollarını tıkayan bir hastalıktır. Metroda, otobüste, sizin gibi çok öksüren KOAH'lı hastalar göreceksiniz. Çoğu hastalığının farkında bile değildir. Ülkemizde toplam 6-7 milyon KOAH'lı olduğunu bildiğimize göre, sokakta gördüğünüz her 7-8 erişkinden birinde KOAH olduğunu söyleyebiliriz. Bu insanların hepsi ya sizin gibi sigara içmektedir ya da daha önce yıllarca sigara içmiştir.

KOAH hastaları yıllar boyunca gittikçe artan öksürük nöbetleri ve nefes darlığından şikayet eder. Sık sık öksürür, balgam çıkarmaya, bronşlarını temizlemeye çalışırlar. Basit üst solunum yolu enfeksiyonları ağır geçer, daha kolay bronşit ve zatürree olurlar. Sık sık antibiyotik kullanmak zorunda kalırlar. Akciğerlerden yeterli oksijenlenmenin olmaması kasların zayıflamasına neden olur. Hastalar devamlı bir yorgunluktan ve halsizlikten şikayet edebilirler. Akciğerlere kan pompalayan kalbin sağ kısmı zorlanır ve zamanla sağ ve sol kalp yetmezliği ortaya çıkar. Karaciğerde büyüme, ayaklarda şişme görülebilir.

KOAH tedavisi hastalığın yakalandığı döneme göre değişir. Eğer başlangıç dönemindeyse ve hasta sigarayı bırakırsa zaman içinde büyük oranda düzelme olur. İlerlemiş vakalarda akciğer dokusunda geri dönmez hasarlar oluştuğu için tedavi çok zordur. İlaçlar ancak rahatlatıcı etki yapar esas hastalığı tedavi etmez. Tedavide ilk ve en önemli adım 'sigarayı bırakmak'tır. Sigarayı bırakmayanların, hangi ilacı alırlarsa alsın hastalık daha kötüye gider.

KOAH'lı hastalar zaman zaman balgam söktürmekte zorlanabilir. Balgam söktürücü ilaçların yararı vardır ama devamlı kullanmaya gerek yoktur. Bir tatlı kaşığı bal ilave edilmiş bir bardak sıcak su öksürük şurubu gibi yumuşatıcı etki yapar.

/ AKŞAM

Güneş ışınlarının zararları

Acıbadem Maslak Hastanesi'nden Deri Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Sedef Şahin güneş ışınlarının derimizde yol açtığı zararları şöyle sıralıyor:

'Güneş ışınları derimizde güneş yanığı, güneş alerjisi, deri yaşlanması, kırışıklıklar, sarkmalar, damar genişlemeleri, kahverengi lekeler, tümör ve kanserlere yol açabilir. Güneş ışınları derideki bağışıklık sistemini de baskılamakta ve uçuk gibi enfeksiyonları da tetikleyebilmektedir.'

Bronzlaşmak deriyi güneş yanıklarından korur, ancak tam tersine deri kanserleri için de zemin hazırlar. Bronzlaşmak deri yaşlanmasını peşin olarak kabullenmek ve deri kanseri riskini göze almak demektir. Solaryum cihazları sayesinde bronzlaşmanın daha sağlıklı olduğunu düşünenler için Dr. Şahin şu uyarıda bulunuyor: 'Son yıllarda bronzlaşmak için ağırlıklı olarak başvurulan bir yöntem olan solaryumda, uzun dalga ultraviyole ışınları (UVA) kullanılmaktadır. Bu ışınlar da deri kanserlerini tetikleyici ve deriyi yaşlandırıcı etkilere sahiptir. Derinin sağlığı için, uzun dönem sonuçları artık iyi bilinen solaryumlardan sakınılmalıdır.'

Bronzlaşmak için başvurulan bir diğer yöntem olan kozmetik bronzlaştırıcıların bir kısmında kına gibi deriyi boyayan maddeler bulunmaktadır. Bu tür maddeler deriye bronzlaşmış izlenimi verebilir, ancak maalesef güneş yanıklarından, deri yaşlanmasından ve deri kanserlerinden korumazlar. Bu tür bronzlaştırıcı ürünler güneş ve solaryum cihazları gibi cildinize zarar vermez ancak güneşin zararlı etkisinden de sizi korumaz. Bu tür ürünlerle bronzlaştıktan sonra güneş koruyucu ürününüzü de sürmeyi unutmayın.

Dr. Sedef Şahin sağlıklı ve genç görünen bir cilde sahip olabilmek için diğer önerilerini şu şekilde sıralıyor:

- Güneşten korunmak için yaz aylarında saat 11 ile 15 arasında güneşten korunmasız dolaşılmamalı, plajda bulunulmamalı, denize girilmemelidir.

- Mutlaka koruyucu özellikte geniş şapka, kenarları kapalı koyu renk gözlük kullanılmalı; dışarıda bulunmak zorunlu ise gölgede oturulmalı ve uygun giysilerle vücut korunmalıdır.

- Güneş ışınları sudan, kumdan ve kardan yansıyabilmekte ve bulutlu havalarda dahi yeryüzüne ulaşarak deri rahatsızlıklarına neden olabilmektedir. Bu nedenlerle ek korunma önlemlerinin yanı sıra, güneşten koruyucu kremlerin kullanımı önem taşımaktadır.

/ GÜNEŞ

Diyabet için yeni çare

Deneysel bir kök hücre tedavisi tip 1 diyabet hastalarının dört yıl boyunca insülin kullanmaksızın yaşamlarını sürdürebilmelerine olanak sağladı.

Amerikalı ve Brezilyalı bilimadamlarının ortak projesine dahil edilen 23 hastadan çoğunun vücudunun, kendi kemik iliklerinden alınan kök hücrelerin nakli sonrası insülini üretmeye başladığı anlaşıldı.

Hastalıkları geri gelenlerin bile eskisine kıyasla daha az insüline ihtiyaç duydukları belirtiliyor.

Ancak ekip, JAMA dergisinde yayınladıkları makalede çok kısa süre önce diyabet teşhisi konmuş hastalarda sonuç alabilecekleri konusunda uyarıda bulunuyor.

Doktorlara göre üç aydan daha önce teşhis edilmiş hastalarda sonuç alınabileceğine ilişkin bir bilgi bulunmuyor.

Tedavi genellikle çocukluk çağında gelişen tip 1 diyabet hastalarının bağışıklık sistemlerinin, yanlışlıkla insülin üreten hücreleri de yok etmelerini durdurmak üzere tasarlanmış.

Tedavi sonucunda biri dört yıl olmak üzere 23 hastanın tamamı insülini kesmiş.

Bunlardan sekizinde diyabet geri gelse de seviyesi daha düşük düzeyde gözlenmiş.

Bununla beraber, vücutları hala insülin ürettiğinden dolayı, bu tedavinin, tip 2 diyabet hastaları için herhangi bir fayda sağlaması beklenmiyor.

/ BBC Türkçe

Kilo vermek için ilginç yöntem!

ABD’de yapılan bir araştırmada, kilo vermek isteyenlerin toplu taşıma araçlarını kullanmalarının faydası olabileceği ortaya çıktı.

Kanada’daki British Columbia Üniversitesi’nin ABD’nin Atlanta kentinde yaptığı araştırmada, toplu taşıma araçlarını kullananların, otomobille işe gidenlerden daha zinde olabileceği ve spor salonuna gitmelerine gerek kalmayabileceği görüldü.

Journal of Public Health Policy dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, toplu taşıma araçlarını kullananlar, Kanada Kalp ve Felç Vakfı’nın haftada beş gün 30’ar dakika makul fiziksel aktivite tavsiyesine uygun davranmış oluyor. 4156 kişiyi inceleyen araştırmacılar, ulaşımda otomobil kullananların tavsiye edilen fiziksel faaliyet seviyesinin altında kaldığını gördü. Araştırmacılar, toplu taşıma araçlarının özendirilmesinin gerekliliğinin altını çizdi.

/ MİLLİYET

Boyun düzleşmesinin belirtileri

Boyun düzleşmesi nedir? Bu hastalık hakkındaki temel bilgileri Bel ve Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Aybars Akkor anlatıyor.

Gebelik öncesi hangi testler yaptırılır?

Kadınların gebelik öncesi yaptırmaları gereken testleri, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Tülin Gürel Kocatepe anlatıyor.

Hanta virüsü öldürdü!

Zonguldak ve Bartın'da, ‘Hanta virüsü' şüphesiyle hastanede tedavi altına alınan 16 kişiden 46 yaşındaki İlyas Bilgin kurtarılamadı. Ormanlık alandaki bir ağacın dalını koparmak isterken parmağına diken batan, 2 hafta sonra rahatsızlanarak kaldırıldığı hastanede ölen İlyas Bilgin’in incelenen kan örneklerinde virüs pozitif çıktı.

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç.Dr. Songül Vaizoğlu'nun, geçen yılın Mart ayında hazırladığı, ‘Küresel Isınmanın Halk Sağlığına Etkileri' başlıklı raporunda, artan sıcaklıklara bağlı tüberküloz ve frengi gibi hastalıklarla birlikte dünyaya yayılacak ölümcül virüsler arasında gösterilen Hanta virüsü, Bartın'da can aldı.

Bartın'a bağlı Hasankadı Beldesi'nde oturan ve 8 ay önce Türkiye Taşkömürü Kurumu'ndan emekli olarak hayvancılık yapan 4 çocuk babası İlyas Bilgin, geçen şubat ayında hayvanlarına yem toplamak için ormana gitti. Evinin yakınındaki ormanlık alanda bir dalı koparmak isteyen Bilgin'in parmağına diken battı. Bilgin, eve geldikten sonra, tırnak ile et arasında kalan dikeni iğne ile çıkardı.

Bir süre sonra parmağı moraran ve şişen Bilgin, ailesi tarafından 2 hafta sonra üşüme, yüksek ateş, kusma ve bulantı şikayetiyle Hasankadı Sağlık Ocağı'na götürüldü. Buradan Bartın Devlet Hastanesi’ne kaldırılan Bilgin, acil serviste yapılan müdahaleden sonra Zonguldak Karaelmas Üniversitesi (ZKÜ) Araştırma ve Uygulama Hastanesi'ne sevk edildi. Hanta virüsü şüphesiyle İnfeksiyon Hastalıkları Bölümü'ne kaldırılan Bilgin, 20 Şubat'ta tüm müdahalelere rağmen, ‘akut böbrek yetmezliğine bağlı multi organ yetmezliği’ sonucu yaşamını yitirdi.

BAKANLIK AÇIKLADI

Sağlık Bakanlığı'nın açıklamasında Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi’ne gönderilen kan örneğinin incelenmesi sonucunda İlyas Bilgin’de Hanta virüs tespit edildiği bildirildi.

Döndü Bilgin, eşi İlyas Bilgin'in rahatsızlandığı dönemde kendisi de hastanede fıtık ameliyatı olduğunu söyledi. Bilgin eşinin hayatı boyunca hastaneye bile gitmediğini hayvanlar için bir dalı kırarken parmağına diken battığını, 2 hafta sonra rahatsızlandığını anlatan Döndü Bilgin, “Doktorlar bile eşimin çok dirençli ve dayanıklı olduğunu söyledi. Ama parmağına batan bir diken yüzünden öldü” diye konuştu. 23 yaşındaki Musa Bilgin ise, babasının parmağına batan dikeni iğne ile çıkardığını, bir süre sonra parmağının kanadığını ve morardığını anlatırken şöyle dedi:

“Başta hastaneye gitmeyen, rahatsızlığının geçeceğine inanan babam 2 hafta sonra rahatsızlandı. Bartın Devlet Hastanesi’ne kaldırdık, Zonguldak'a sevk ettiler. Zonguldak'ta sürekli, ‘Üşüyorum, karnım çok şiş, şu karnımın şişliği insin, başka birşey istemiyorum’ diyordu. Vücudu ve ellerinde şişlik vardı. Gözleri kızarmıştı. İdrarını yapamıyordu. Sonra da kaybettik. Doktorlar kemirgen hayvanın dışkısı veya salyasıyla bulaşan bir hastalıktan öldüğünü söyledi. Hepimiz çok üzüntülüyüz.”

Hanta virüsü şüphesiyle Bartın'dan 12, Zonguldak’tan da 4 olmak üzere toplam 16 hastanın ZKÜ Araştırma ve Uygulama Hastanesi’nde tedavi altına alındığı, Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi’nde yapılan analiz sonuçlarına göre bunlardan İlyas Bilgin ile birlikte 8’inde virüsün pozitif çıktığı ve 5’inin tedavi altında bulunduğu, 2’isinin de taburcu olduğu bildirildi.

Bakanlık hastalık ile ilgili bilgi verdi

SAĞLIK Bakanlığı’nın açıklamasında virüs ile ilgili şu bilgiler verildi:

“Hanta virüsü ilk defa 1950’li yıların başında Kore’de tespit edilmiştir. Bazı kemiriciler, virüsü taşımakta ve etrafa bıraktıkları vücut çıkartılarının solunum yolu ile alınması şeklinde insana bulaşmaktadır. Hastalığın iki tipi mevcut olup, akciğer yetmezliğine neden olan tip Amerika kıtasında, böbrek yetmezliğine yol açan tipi ise daha çok Asya ve Avrupa kıtasında görülmektedir. Rusya’nın güney bölgesi ve balkanlarda uzun yılardır görüldüğü bilinen hastalık, ülkemizde gelişen tanı ve laboratuvar imkanları çerçevesinde ilk kez tespit edilmiştir.”

/ HÜRRİYET

'Her Yönüyle Pilates' kitabı çıktı

Amy Taylor Alpers ve Rachel Taylor Segel tarafından hazırlanan Gülce Arman Bayrakçı tarafından Türkçeye çevrilen "Her Yönüyle Pilates" kitabı Arkadaş Yayınevi'nden çıktı.

İşte kitabın arka kapak yazısı:

Dünyaca ünlü Pilates Merkezi’nin kurucuları tarafından kaleme alınan Her Yönüyle Pilates kitabı, güçlü, esnek ve sağlıklı bir vücuda sahip olmanın tüm sırlarını anlatıyor. 100’den fazla fotoğrafla Omurga Esnetme, Mekik ve Kuğu Duruşu gibi son derece etkili egzersizlerin nasıl yapılacağını tüm ayrıntılarıyla ele alan Her Yönüyle Pilates, fiziksel durumunuz ne olursa olsun, vücudunuzun kontrolünü elinize almanızı sağlayacak.

Sadece yaşam biçimini değil, yaşamın kendisini değiştirecek bir güce sahip olan Pilates, vücudu esnek ve güçlü kılmanın yanı sıra kemik erimesi rahatsızlığını önlemeye yardımcı oluyor, sakatlanma riskini azaltırken düzgün bir duruşa sahip olmayı da sağlıyor. Her Yönüyle Pilates kitabıyla Pilatese hemen başlayabilir ve sağlayacağı inanılmaz faydalardan yararlanabilirsiniz.

Her Yönüyle Pilates, Amy Taylor Alpers ve Rachel Taylor Segel kardeşler tarafından yazıldı. 1990 yılında Colorado, Boulder’da Pilates Merkezi’ni kuran kardeşler sertifikalarını, klasik Joseph Pilates tarzının varisi kabul edilen Romana Kryzanowska’dan aldılar. Pilates Merkezi bu gün, dünyanın en sıkı ve kapsamlı Pilates programını sunan, dünyaca ünlü Pilates Eğitimi Sertifika Okullarından biri.

Hıçkırığın nedenleri

Hıçkırık, diyafram adı verilen kasın istem dışı kasılmasını takiben ses tellerinin bulunduğu gırtlak bölgesinin aniden kapanması demektir.

Dakikada 10-30 kez tekrarlayabilen kasılmalar diyaframdan başka kaburgalar arasındaki kaslarda da saptanabilir. Hıçkırık, çoğu zaman kısa süreli ve zararsızdır ve sağlıklı kişilerde geçici bir rahatsızlık olarak ortaya çıkar. Küçük bebeklerdeki ve çok hızlı yemek yiyen ve bu sırada hava yutan kişilerde görülen hıçkırık buna iyi bir örnektir. Aşırı gülme, fazla sigara ve alkol kullanılması, hava yutulması gibi organik bir hastalığa bağlı olmayan durumlarda da geçici hıçkırık ortaya çıkabilir. Hıçkırığın merkez siniri sistemi hastalıklarından mide hastalıklarına kadar çok farklı nedenleri var.

MERKEZİ SİNİR SİSTEMİ HASTALIKLARI

Hıçkırık, ensefalit, menenjit, beyin içi kanama ve tümörleri, üremi, yaşlılıkla ilgili değişiklikler gibi merkezi sinir sistemini ilgilendiren hastalıkların bir bulgusu olabilir.

GÖĞÜS HASTALIKLARI

Her iki akciğer arasında kalan ve içinde kalbin de bulunduğu mediyasten ismi verilen bölgenin hastalıklarında hıçkırık gelişebilir. Buradaki lenf bezlerinin tüberküloz, kanser veya başka nedenlerle büyümeleri, frenik sinirin travması, aşırı kalp büyümesi, kalp krizi, ve yemek borusu tıkanıkları bu hastalıkların başlıcalarıdır. Zatürreede ve akciğer zarları arasında sıvı toplanması da hıçkırığa neden olabilir.

KARINLA İLGİLİ HASTALIKLAR

Diyafram kasının fıtıkları, karaciğer tümör ve apseleri, mide kanseri, dalak enfarktüsü, bağırsak tıkanıklığı, akut pankreatit gibi hastalıklarda hıçkırık saptanabilir.

/ Takvim

Diş beyazlatma yöntemleri

Dişlerin beyazlatılması için hangi yöntemler kullanılır? Diş Hekimi Oya Öztan Peker anlatıyor.

Kronik yorgunluk belirtileri

Kronik yorgunluğun belirtileri nelerdir? İç Hastalıkları ve Endokrinoloji Uzmanı Prof. Dr. Zeynep Oşar Siva anlatıyor.

Dizüstü bilgisayarı 'sağlıklı' kullanmanın yolları

International Hospital Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Demet Parlar, laptop ile çalışırken kişinin ister istemez öne doğru eğildiğini, birçok kişinin de bilgisayarı kucağına alarak çalıştığını, bunun da duruş bozukluğu, omuz, boyun kuşağı ve bel kaslarının zorlanması ve şiddetli ağrılar duyulmasına neden olduğunu belirtiyor.

Klavyeyi kullanırken ise bilek ve omuz eklemleri zorlanıyor, buralarda da ağrılar oluşuyor. Yapılan bilimsel araştırmalara göre el bileğini dakikada 2.5 kez hareket ettirmek ve dakikada 10 kez bileği zorlayıcı hareketleri, tekrarlı olarak yapmak, el bileği ve omuzlarda eklem ağrılarına yol açıyor.

Laptop kullanırken sağlığı korumanın yolları

Laptop’u mouse ile kullanmak, fazla sayıda bilek ve omuz hareketine yol açar. Bu nedenle klavyeyi kullanmak daha doğrudur. Ellerin aşağı eğik ya da yukarıda olmaması gerekir. En sağlıklı duruş ise bileklerin masa ve klavyeye paralel olarak durmasıdır.

Oturulan masanın yüksek olmaması, omuzların yüksekte kalmaması gerekir. Düzgün duruş pozisyonunda omuzlar ne aşağı inmemeli ne de yukarı çıkmamalıdır. Yüksek masalar çalışmak için uygun değildir.

Ayakların altına destek konmalı, ayaklar yere tam temas etmelidir.

Mouse kullanırken, ele sağa ve sola doğru yelpaze şeklinde hareket yaptırmak zorlayıcı hareketlere neden olur. Bunun için geliştirilen bilek ve eli destekleyici ürünler kullanmak önemlidir.

Laptop ile çalışırken kişinin başını aşağı ya da yukarı tutmaması, klavyeyi kucağına alarak çalışmaması gerekir. Bu fazla sayıda baş hareketi yapılmasına, boyun ve omuzların tutulmasına yol açar.

Bel boşlukta kalmamalıdır. Sırt desteği önemlidir. Çünkü sırt kaslarının zayıflaması, kamburluğa neden olur. Bel desteklenirse, belin arka eklemlerine binen yük azalır.

Çalışırken küçük molalar verilip esneme egzersizleri yapılmalıdır. Boyun, sırt, omuz kuşağı kasları için yapılan egzersizlerin yanı sıra ayağa kalkıp dolaşmak gerekmektedir.

Çalışma hızı bize vücudumuzu unutturduğu için, ağrılar özellikle akşamları artar; eklem kilitlenmeleri, fibromiyalji gibi sorunlar oluşur. Duruş bozuklukları fıtıklara da zemin hazırlar.

Hem basit hem de başkasına bağımlı olunmayan en güzel egzersizler yürüyüş ve yüzmedir. Haftada en az 3 gün yarım/bir saat süreyle yüzmek ya da her gün bir kaç dakika da olsa egzersiz yapmak çok faydalıdır.

Haftada 2-3 gün yarım saat süreyle yapılabilecek tüm vücut kaslarını çalıştıran pilates, jimnastik egzersizleri, düşük ağırlıklarla egzersizler de çok yararlıdır. Esneme, güçlendirme evde ya da spor salonlarında yapılabilir.

Yoğun iş temposu içinde olanlara yoga, reiki ve meditasyon önerilebilir. Nefes alma ve zihinsel gevşeme teknikleri oldukça yararlıdır.

Egzersizler neyi sağlıyor?

İş yapma kapasitesini artırır.

Kendini iyi hissetmeyi sağlar.

Eklemler daha iyi beslenir.

Kardiyovasküler kalp kapasitesi ve solunum kapasitesi artar.

Düzgün duruşu gelişir. (Kulak, omuz, kalça, ayak bileği aynı eksende olmalıdır.)

Bunların yanı sıra, düzgün ayakkabı seçimi büyük önem taşır. Yürüyüş yapılırken de ayakkabı doğru seçilmelidir. Düz, yere yapışan ve topuksuz ayakkabılar giyilmemelidir. Spor salonunda aletli ya da aletsiz çalışırken boyun çok iyi korunmalıdır.

/ Milliyet

AIDS'te erken tedavinin önemi

AIDS tedavisine erken başlanmasının AIDS ile bağlantılı bir hastalığa yakalanma ve erken ölme riskini azaltabileceği bildirildi.

İngiltere'deki Bristol Üniversitesi'nden Jonathan Sterne ve ekibinin yaptığı araştırma, AIDS tedavisine, bağışıklık sisteminin durumunu gösteren kandaki lenfosit CD4 seviyesinin en az 350 mm3'e düştüğünde başlanması gerektiğini gösterdi.

Sterne ve ekibi, Avrupa ve Kuzey Amerika'da HIV taşıyan 45 binden fazla kişiyi kapsayan 15 araştırmanın sonuçlarını inceledi. Bilim adamları, kanındaki CD4 seviyesi 350 mm3'ten az olarak tedaviye başlayan kişilerin bir hastalığa yakalanma ya da erken ölme riskinin CD4 seviyesinin 351 ve 450mm3'ten fazla olduğu kişilere göre yüzde 28 fazla olduğunu gördü.

Ömür boyu süren tedavi sırasında kusma, ishal, baş ağrısı gibi yan etkiler, hepatit, böbrek ya da kalp-damar sorunları gibi toksik etkiler görüldüğünü hatırlatan bilim adamları, fayda ve risk dengesinin kurulması gerektiğini, toksik etkilerin uygun ilacın seçilmesi durumunda bir dereceye kadar engellenebileceğini vurguladı.

İngiliz The Lancet dergisinde yayımlanan araştırmaya imza atan bilim adamları, virüsün bulaştığından şüphelenen kişilerin en kısa zamanda tedaviye başlamak için düzenli test yaptırması gerektiğini de belirtti.

Sağlık yetkilileri tedaviye genellikle 500 mm3'ün üzerinde olan normal CD4 seviyesi 350'ye hatta 200'e düştüğünde tedaviye başlamayı öneriyor.

/ Hürriyet

Göz alerjisi nasıl ortaya çıkar?

İleri durumlarda görme sorunlarına neden olabilen göz alerjileri, kaşıntı, sulanma ve kızarma gibi belirtilerle kendisini gösteriyor.

Yeditepe Üniversitesi Göz Hastanesi'nden Doç. Dr. Sinan Tatlıpınar, 'alerjik konjonktivit'i 'göz kapaklarının içini ve gözün beyaz kısmını saran ve konjonktiva olarak isimlendirilen zarın alerjiye bağlı olarak gelişen iltihabıdır' diye tanımlıyor.

Dr.Tatlıpınar, gözün alerjik hastalıklarına sık rastlandığını belirterek 'Aslında alerjik konjonktivit bir grup hastalığı tanımlayan genel bir terimdir' diyor.

İKİ GÖZ DE ETKİLENİR

Alerjik konjonktivitin genellikle her iki gözü birlikte etkilediğini vurgulayan Dr. Tatlıpınar, diğer belirtileri şöyle sıralıyor: 'Gözlerde kaşıntı ve kızarıklık, gözde yanma hissi, gözkapaklarında şişme, gözlerde sulanma genel belirtilerdir. Ancak türlerine göre bu belirtilerde değişiklik olabilir. İleri durumlarda saydam tabakanın (kornea) etkilenmesi halinde görme sorunlarına yol açabilir.'

ETKENDEN UZAK DURMALI

Alerjik konjonktivit teşhisinin hastanın şikayetleri, dikkatli bir muayene ve bazı laboratuar incelemeleriyle konduğunu belirten Dr. Tatlıpınar, tedaviyle ilgili ise şunları söylüyor:

'Alerjik konjonktivitin tedavisinde prensip; eğer biliyorsak allerjiye neden olan etkenden uzak durmaktır. Genellikle kombine tedaviler uygulanmaktadır. Hastalığın tipine ve şiddetine göre alerjiyi önleyici antihistaminik damlalar ve gerektiğinde mutlaka doktor kontrolünde olmak üzere kortizon içeren ilaçlar kullanılmaktadır.'

ALERJİNİN ALT TİPLERİ

Mevsimsel ve pereniyal alerjik konjunktivit: Bu iki alerji tipi aynı gurupta
toplanabilir. Her iki tipte de havada bulunan spesifik bir etkene karşı alerji gelişmektedir. Mevsimsel alerjik kojonktivit en sık rastlanan alerjik göz hastalığıdır. Tüm alerjik konjunktivit olgularının yaklaşık olarak yarısı bu guruptandır. Burada etken sıklıkla polenlerdir. İki taraflı göz yaşarması, kaşıntı, yanma hissi ve kızarıklık görülür. Göz kapakları hafif şişmiş olabilir, görme normaldir. Sıklıkla burun akıntısı, hapşırma, burunda tıkanıklık ve kaşıntı gibi allerjik rinit bulguları da eşlik eder.

Vernal keratokonjonktivit: Çocuk ve genç erişkinleri etkileyen bir alerjik konjunktivit tipidir. Ilık ve kuru iklimli bölgelerde daha sık ve şiddetli görülür.
Atopik keratokonjonktivit: Körlük riskinin en fazla görüldüğü allerjik konjonktivit formudur. Nadir olarak ve gençlerde görülür. Göz kapakları sıklıkla tutulmuştur. Kapak cildi kızarık, kalınlaşmış ve pul pul olmuştur. Kirpik dibi iltihabına sık olarak rastlanmaktadır.

Dev Papiller Konjunktivit: Bu hastalık kontakt lensler, kontakt lens temizlik veya bakım ürünlerine karşı gelişebilir. Tedavisinde bu tabloya yol açan etken ortadan kaldırılmalı ve alerjiyi önleyici ilaçlar kullanılmalıdır.

/ Güneş

Kanseri önlemek için çalışacaklar

Hastaların mağduriyetlerini gidermek amacıyla bir araya gelen sivil toplum kuruluşları; kanseri önleme, tarama erken teşhis, tedavi ve sonrasında yaşam kalitelerinin artırılması için çalışmalar yürütecek.

Soluduğumuz hava, gıdalardaki hormonlar, yüksek gerilim hatları, elektromanyetik dalgaların genlerde küçük tahribatlar yaptığını ve bir gün o bölgede kanserin ortaya çıkabildiğini belirten Kansere Karşı El Ele Platformu Başkanı Doç. Dr. Sarper Diler, her evde bir kanser hastasının olacağı yeni bir 10 yıla girildiğini ifade etti.

'Kansere Karşı El Ele Platformu'nun İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Oditoryumu'nda düzenlediği 'Türkiye Kansere Karşı' toplantısında konuşan Doç. Dr. Diler, kanserin zengin fakir dinlemediğini belirterek en kısa sürede Kanser Federasyonu'nun kurulması çağrısında bulundu.

Kanser hastalarının mağduriyetini gidermek için aralarında Kök Hücre Nakilleri Öncü Koordinasyon Derneği (KÖKDER), Fanconi Anemisi Derneği, onkoloji ve kanser derneklerinin bulunduğu 13 sivil toplum kuruluşunun bu platformda biraraya geldiğini belirten Diler, 'Kanser hastalarına ve yakınlarına tıbbi, hukuki ve sosyal destek sağlanması için çaba göstermeyi ve yaşam kalitelerinin arttırılması da dahil olmak üzere hasta savunuculuğu ile ilgili çalışmalarda bulunmayı hedefliyoruz' dedi.

/ Akşam

Kalbiniz için bu numaraya mesaj gönderin

1599'a mesaj gönder, kalp riskini öğren...

Türk Kardiyoloji Derneği (TKD), kalp riskini cep telefonundan ölçebileceğiniz bir program geliştirdi.

TKD Genel Sekreteri Prof. Dr. Ömer Kozan, 'Kalbini koru, içinde sevdiklerin var, kampanyamız kapsamında kalp ve damar hastalığı riskinin, ölçülmesi için geliştirilen 'Kardiyovasküler risk ölçümü / Riskmatik' programı, 'Risk' yazılarak 1599'a SMS gönderildiği taktirde cep telefonlarına indirilebiliyor' diye konuştu.

Prof. Dr. Kozan, programla ilgili sorun yaşayanların 0533 420 86 70 numaralı telefondan Murat Gedik'i arayıp teknik destek alabileceklerini belirtti.

/ Akşam

Hamilelikte ağız ve diş bakımı

Diş Hekimi Protez Uzmanı Çağdaş Kışlaoğlu, hamilelikte ağız ve diş bakımında doğru bildiğimiz yanlışlar ya da yanlış bildiğimiz doğruları şöyle sıraladı:

* Her hamilelikte bir diş kaybedilir: YANLIŞ
Halk arasında 'Hamilelik sırasında bebeğin kendisi için gerekli olan kalsiyumu annenin dişlerinden alarak annesinin dişlerinin çabuk çürümesine yol açtığı, bu sebepten ötürü anne adaylarının diş kaybına uğradığı' şeklindeki düşünce bilimsel bir gerçeği yansıtmıyor.

* Hamilelikte dişlerden kalsiyum çözünmesi olmaz: DOĞRU
Hamilelik döneminde bebeğin ve annenin kemiklerinin sağlıklı olabilmesi için anne adayının, günlük olarak 1200 ilâ 1500 mg kalsiyuma alması gerekiyor. Anne adayı eğer kalsiyum ihtiyacını gıdalardan karşılayamazsa, bebeğin gelişimi için gerekli olan kalsiyumun annenin kemiklerinden karşılanır. Ancak anne adayı, hamilelik döneminde, iyi beslenir yeterli ağız diş bakımı yaparsa bu dönem, normal dönemden farklı bir diş sorunu ile karşılaşmaz.

* Hamileyken dişler daha az fırçalanmalı: YANLIŞ
Gebelik hormonlarının etkisi ile dişetleri daha çabuk kanayan anne adayı, dişlerini fırçalamaktan kaçınır. Ancak anne adayları, hamilelik döneminde diş sağlığına daha fazla özen göstermelidir. Sabah kahvaltıdan sonra ve akşam yatmadan önce dişler özenli bir şekilde fırçalanmalıdır.

* Hamilelikten önce diş çürüğü tedavi edilmelidir.
Dişlerde çürük varsa hamilelik öncesi tedavi edilmelidir. Hamilelikte çürük dişler erken doğuma, bebeğin düşük kilolu doğmasına yol açabilir.

* Kustuktan hemen sonra diş fırçalanmalı: YANLIŞ
Kustuktan hemen sonra diş fırçalanmamalı, ağız bol suyla çalkalanmalıdır. Aksi takdirde mide asidi ile birleşen diş fırçalama işlemi, dişlerin yapısında aşınmalara sebep olur.

* Hamileyken bol tatlı gıdalar yenirse çocuk "kız", ekşi gıdalar yenirse "erkek" olur: YANLIŞ Hamilelik sırasında beslenme, hem annenin hem de bebeğin genel sağlığı ve ağız diş sağlığı için oldukça önemli. Ancak tüketilen gıdaların bebeğin cinsiyetini belirlemede hiçbir etkisi yoktur. Tersine, anne adayları -özellikle yemek aralarında- şekerden mümkün olduğu kadar uzak durmalı. Kurutulmuş meyve ve karamel gibi yapışkan şekerli yiyeceklerden kaçınılmalıdır.

* Hamileyken diş taşı (plak) temizliği yaptırılmaz: YANLIŞ
Anne adayları, hamilelik döneminde ağız ve diş sağlığına normal dönemden daha fazla özen göstermelidir. Hamilelik sırasında oluşan hormon artışı, ağız mukozasını dış etkenlere karşı özellikle bakteri plaklarına karşı daha hassas yapar. Bu nedenle hamilelik döneminde üç-dört aylık periyotlarla diş taşı temizliği yaptırmak, zorlaşan ağız hijyenini korumak için ideal bir yoldur.

* Hamilelik döneminde dental tedaviden kaçınmak gerekir: DOĞRU
Bebeğin organ gelişim evresi olan hamileliğin ilk 3 ayında, etkili dental tedaviden kaçınılması gerekiyor.

* Acil müdahale gerektiren durumlarda bile dental tedaviden kaçınmalıdır: YANLIŞ
Diş ya da diş eti iltihabı gibi acil durumlarda, var olan enfeksiyonun bebeğin gelişimini dental tedavinin olumsuzluklarından daha fazla
etkileyebileceği düşüncesi ön plana alınmalı ve bir jinekoloğun önerileri doğrultusunda dental tedavi yapılmalıdır.

* Gebelikte ağız gargarası yapılmaz: YANLIŞ
- Hamilelik döneminde ağız gargaraları ya da ılık tuzlu su ile gargara yapılmalıdır. Özellikle ılık tuzlu su diş etlerini rahatlatır ve dişeti hassasiyetini azaltır.

/Hurriyet.com.tr

Astım hastalarına bahar tavsiyeleri

Atatürk Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Uzmanı Doç. Dr. Berna Dursun, mevsim değişikliğine bağlı olarak bahar aylarındaki polen artışının astımı tetikleyebildiğini söyledi.

Dursun, hava yollarının kronik iltihaplanmasının astım hastalığına yol açtığını belirterek, nefes darlığı, 3 haftadan uzun süren öksürük, göğüste ıslık sesi ve tıkanıklık hissinin hastalığın en önemli belirtileri olduğunu bildirdi.

Astımın mikrobik bir iltihaplanmaya bağlı gelişmediğini ve bulaşıcı bir hastalık olmadığını vurgulayan Dursun, hastalığın sürekli olduğunu, zaman zaman ataklarla ağırlaşarak krizler şeklinde acil müdahaleye neden olabildiğini, kimi zaman da tedavi gerektirmeksizin kendiliğinden geçebildiğini kaydetti.

Ailesinde astım hastası bulunanlarda risk faktörünün yüksek olduğuna dikkati çeken Dursun, “Bu kişilerde astım görülme oranı yüzde 30'dur. Birden fazla kişinin astım hastası olması halinde genetik yatkınlık yüzde 60-70'lere çıkmaktadır” dedi. Dursun, astımın her hastada kendine özgü bir seyir izlediğini vurgulayarak, “Aynı ailede birden fazla kişide olsa bile astım aynı şiddette, aynı karakterde ve aynı seyirde olmayabiliyor. Her kişinin astımının kendine özgü tetikleyicileri bulunmaktadır” dedi.

Dursun, kişiye ait faktörlerde obezitenin ve beslenme biçiminin çok etkili olduğunu, obezitenin astıma yol açabildiğini söyledi.

Hava kirliliğinin çok önemli bir faktör olduğuna işaret eden Dursun, sigara tüketimi ya da pasif içiciliğin astımı tetiklediğini kaydetti.

Dursun, hava kirliliği, sigara, çeşitli toz ve dumana maruziyet, iklim değişiklikleri, polen, ev tozu akarları, hamam böceği, küf mantarları, kedi, köpek ve kuş gibi hayvanların tüylerinin astımı tetiklediğini dile getirerek, “Özellikle bahar aylarında artan polenler astım hastaları için risk faktörüdür. Kırlık alanların dışında büyük şehirlerde de polen sorunu vardır. Çünkü polenler, 300 kilometre kadar uzağa gelebiliyor” diye konuştu. Dursun, polenlerin kişilerin bağışıklık sistemlerini uyararak, astım ya da alerjik bazı hastalıkların ortaya çıkmasına neden olabildiğini bildirdi.

Bu aylarda mevsim özelliklerine bağlı polen alerjisinin sık görüldüğünü anlatan Dursun, Ege ve Akdeniz'de daha erken başladığını ve daha uzun sürdüğünü, İç Anadolu Bölgesi'nde ise özellikle Mayıs-Haziran aylarında etkili olduğunu söyledi.

Dursun, polen artışı görülen dönemlerde, alerjisi olan kişilerin şikayetlerinin arttığını dile getirerek, “Gözlerde ve burunda akıntı, sulanma, kaşıntı olabilir, hapşırık ile özellikle gece uyandıran öksürük olabilir. İlaçların düzenli kullanılmasına rağmen öksürük azalmayabilir. Hırıltılı solunum ya da nefes darlığı görülebilir” dedi.

Astımın tedavi edilmediğinde ciddi sağlık sorunlarına yol açabildiği uyarısında bulunan Dursun, “Zamanla akciğer fonksiyonları bozulabilir, solunum yollarındaki daralma daha belirginleşir, ilaç bağımlılığı artar ve bir süre sonra yeterli olmayabilir. Bunlara bağlı olarak sık hastane yatışları görülebilir. Uyku bozukluğuna ve iş gücü kaybına yol açar” diye konuştu.

“Astım hastalarının, mevsim geçişlerinde şikayetlerinin artmaması ve mevcut hastalıklarının daha ciddi sorunlara yol açmaması için mutlaka tedavi altında tutuldukları kliniklerde takip edilmesi” gerektiğini vurgulayan Dursun, bahar dönemine ilişkin şu önerilerde bulundu:

“-Polen mevsiminde dışarıda çok vakit geçirilmemesine özen gösterilmeli.

-Eve dönüşte kıyafetler değiştirilmeli ve duş alınmalı.

-Rüzgarlı havada polenler yapışabileceği için çamaşırlar dışarıda kurutulmamalı.

-Klima filtresi her yıl yenilenmeli.

-Arabayla seyahat edilirken camlar kapalı tutulmalı.

-Açık havada geniş kenarlı gözlük takılmalı.

-Ev ve araba içerisinde hepa filtreli hava temizleme cihazları kullanılmalı.

-İlaçlar aksatılmamalı.”

/ HÜRRİYET

Brokolinin yeni faydası

Brokolinin mide kanseri riskini azaltabileceği bildirildi.

Hürriyet'in haberine göre; kanser uzmanı Profesör Dominique Belpomme ve ekibinin yaptığı araştırma, brokolinin içinde bulunan ve bağışıklık sistemini güçlendiren sulforafan maddesinin mide kanserine neden olan bakterilerden "helicobacter pylori" ile mücadele edebildiğini gösterdi.

Fransa'da yayımlanan Le Point dergisine açıklama yapan Belpomme, gelişmiş ülkelerde mide kanseri sorununun çözülme safhasında olduğunu, dondurulmuş gıda ve antibiyotiklerin bakteri enfeksiyonları riskini büyük ölçüde azalttığını söyledi.

Ancak Belpomme, çoğu Afrika ve Asya'da olmak üzere gelişmekte olan ülkelerin bu sorundan en fazla etkilenenler olduğunu, antibiyotiklere erişemeyecek durumdaki ülkelerde brokolinin bir seçenek olabileceğini ifade etti.

Araştırma, "American association for cancer research" dergisinin bu ayki sayısında yayımlandı.

Estetik furyası: Hadise göbeği!

Müzik dünyasında fırtınalar estiren Hadise göbeği ile de çok talep görüyor. Yaklaşan yazla birlikte genç kızlar da vücutlarını forma aldı. Bu seneki furya Hadise göbeği! Hadise'nin çok ilgi gören pantolonu kadar göbeği de moda. Ancak bu pantolonu giyebilmek kolay değil.

Hadise göbeği gibi göbeğe sahip olabilmek için her yolu deniyorlar. Bu kez masaj yağının satışlarında patlama oldu.

Hurriyet.com.tr'nin haberine göre; günde ortalama 50 kişinin telefonla "göbeğimdeki yağları nasıl eritebilirim" diye sorduğunu söyleyen Herbalium yetkilisi Safiye Soylucan, bu rakamın şimdi katlandığını söylüyor.

Herbalium'un yetkililerinden biri olan Safiye Hanım şunları söylüyor: "Son dönemde bize telefon eden ve gelen genç kızlardan en çok, 'Bu yağ göbeğimi eritir mi' sorusu yöneliyor. Çünkü bizim şifalı bitki özlerinden elde edilen bu yağımızın en büyük özellliği bölgesel olması. Hadise ekranlara o kliple çıktıktan sonra güzel göbeğe haliyle ilgi oldu. Kolay ve neştersiz bir estetik yöntemi olduğu için de masaj ve selülit yağına tercih arttı."

Soylucan, "Özellikle bir aydır göbeğindeki yağları eritmek isteyenlerin sayısı çok arttı. Bunda Eurovision'daki temsilcimiz Hadise'nin etkisi var. Hem o pantolon hem de göbek moda oldu" diyor. Artık beli düşük hadise pantolonlarıyla birlikte göbekler açıkta kaldı. Kemerin üzerinden ortaya çıkan bölümden yağların sarkmasının istenmeyen bir durum olduğunu belirten Soylucan, "Göbeğimiz Hadise'ninki gibi olsun" diye yollar arıyorlar ve bize bundan dolayı geliyorlar" diyor..

"O zaman hızlı ve etkili bir çözüm olarak bitkisel yağları uyguluyorlar. Aynı zamanda yağları içten eriten ve şifalı bitkilerden elde edilen 'bitkisel zayıflama yöntemi' ile birlikte yağlar mum gibi eriyor" diye konuşan Soylucan, www.herbalium.net adlı site ile de kendilerine ulaşıldığını söylüyor: "15 ile 40 yaş arasında çok geniş yelpazede ilgi var" diyor.

Kocaeli Tıp Fakültesi'nde yanık ünitesi açıldı

Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde Yanık Ünitesi kuruldu.

Birim, Nuh Çimento Eğitim ve Sağlık Vakfı'nın katkılarıyla hizmete açıldı.

Yanık Ünitesi, 2 milyon TL'ye mal oldu.

Doğum aylarına göre alerji çeşitleri

Suadiye Memorial Tıp Merkezi Göğüs Hastalıkları Bölümü'nden Uz. Dr. İlkay Keskinel, bebeklerin alerjik hastalıklara yakalanma riskinin doğum ayına göre değiştiğini söyledi.

Akşam'ın haberine göre; Keskinel, doğum aylarına göre alerji çeşitlerini şöyle sıraladı:

'İlkbahar yaz aylarında saman nezlesi; mart ve nisanda huş ağacı alerjisi, sonbaharda ev tozu akarı alerjisi, eylül ve şubat arasında doğanlarda besinlere ve hayvan tüylerine karşı alerjisi, yaz aylarında ve sonbaharda doğanlarda da astıma yakalanma riski artmaktadır. Sezaryenle doğanlarda ileriki yaşlarda astım riski daha yüksek.'

Sigarayı bırakmak isteyenlere özel hat

Yeşilay Cemiyeti sigarayı bırakmak isteyenlere destek için özel bir hat açtı.

0216 444 10 16 numaralı telefonu arayan vatandaşlar sigarasız bir hayata nasıl adım atabilecekleri konusunda uzman yardımı alabilecek.

Akşam'ın haberine göre; Yeşilay Cemiyeti'nin Bloomberg Vakfı ile ortaklaşa hayata geçirdiği 'Smoke Free İstanbul' projesinde vatandaşlar halka açık alanlarda sigara kullanımını engelleyen yasaların uygulanmasında çözümün de parçası olacak.

Proje yöneticisi Tuba Durgut, '16 ay sürece projede açtığımız bu hatla birlikte kişilere başvurabilecekleri kurumların isimlerinin ya da şikayetlerini ne şekilde resmi olarak dile getirebilecekleri, hangi yaptırımların yasayı ihlal eden bireylere uygulanabileceği gibi konularda bilgi verilmesi amaçlanmıştır' diye konuştu.

Sıtma ile mücadelede önemli bir silah

Bilim adamları sadece 'yaşlı' sivrisinekleri öldürmeye yarayan ve etkisini yavaş gösteren türdeki haşere ilaçlarının sıtma ile mücadelede önemli bir silah olabileceğini söyledi.

Yapılan bir araştırma, hastalığın belirli bir gelişmişlik düzeyine gelen sivrisineklerce yayıldığını ortaya koydu.

Ancak mevcut haşere ilaçları her seviyedeki sivrisinekleri öldürüyor, kimyasal maddelere karşı dayanıklılık geliştirme olasılığını da artırıyor.

Araştırmanın sonuçları çevrimiçi bir bilim dergisi olan "Public Library of Science Biology"de yayımlandı.

Buna göre sivrisineklerin çoğu sıtma yayabilecek olgunluk seviyesine ulaşana kadar yaşamıyor.

Hastalığı yayabilenler ise sıtmaya yol açan plazmodyum adlı paraziti aldıktan sonra en az on gün boyunca hayatta kalabilen yetişkin dişi sivrisinekler.

ABD'deki Pennsylvania State Üniversitesi'ndeki araştırmacılar, haşere ilaçları eğer sadece bu gruptaki sivrisinekleri hedef alabilirse, hastalığı yayan sivrisinek ısırıklarının sayısının da yüzde 95'e varan bir oranda azaltılabileceğini söylüyor.

Bilim adamları, mevcut durumda uygulandığı gibi sivrisineklere kimyasal veya biyolojik haşere ilaçlarının sıkılmasının ise sorunun bazı yönlerini daha da kötüleştirdiğini düşünüyor.

Buna göre yaşam evrelerinin her seviyesindeki sivrisineklerin öldürülmesi yoluyla spreylere karşı direnç geliştiren sivrisinekler yetişmesine de katkı sağlanmış oluyor.

Bu da yeni türden haşere ilaçlarının geliştirilmesi için yeniden milyonlarca dolarlık harcama yapılmak zorunda kalınması anlamına gelebilir.

Pennsylvania State Üniversitesi'ndeki bilim adamları, şimdi etkisini göstermesi 12 günü bulan, mantar kökenli bir haşere ilacı üzerinde çalışıyor.

Ekip, yaşlı sivrisineklerin hedef alınmasının, haşere ilaçlarına karşı direnç geliştirilmesini de önemli ölçüde azaltacağına inanıyor.

Araştırmacılar, yavaş etki eden haşere ilaçlarının geliştirilmesinin önündeki en büyük engelin ise, insanların genç sivrisineklerin tehlikeli olmadığına ikna edilmesi olduğunu söylüyor.

Matt McGrath / BBC Türkçe

Bahar yorgunluğuna karşı 8 önlem

Havaların ısınıp bahar mevsiminin yaşandığı bugünlerde nem düzeyindeki artış, solunum yollarında ödem oluşmasına ve akciğere giden oksijen miktarının azalmasına sebep oluyor.

Dr. Ahmet Karaçam, 'Oksijenin azalmasıyla başa çıkmaya çalışan vücutta yorgunluk, baş dönmesi, denge kaybı, halsizlik, hipertansiyon, kalp sıkışması hatta, ciltte kuruma, saç dökülmesi gibi sıkıntıların yaşanır' diye konuştu.

Dr. Karaçam bahar yorgunluğuna karşı şunları önerdi:

l Sabahları aç karnına 30 - 40 dakika yürüyüş ve basit egzersizler yapın

l Kahvaltıyı ihmal etmeyin.

l Az ve sık yemek yiyin.

l Karbonhidrat ağırlıklı öğünler yerine tam buğdaylı, çavdarlı, yulaflı ve kepekli rafine edilmemiş tahıllarla beslenin.

l Haşlanmış, fırınlanmış veya ızgarada pişmiş etleri tercih edin.

l Yemeklerde; haftada 1-2 kez yağsız kırmızı et, 2-3 kez beyaz et, 1-2 kez kuru baklagil 1-2 kez yumurta ve her gün 1-2 kase yoğurt ve 1-2 dilim tahıllı ekmek tüketin.

l Akşam yemeklerinde zeytinyağlı sebze yemeklerine ağırlık verin.

l Günde 3 litre su için.

/ AKŞAM

Hamilelikte nasıl güzel kalınır?

Ünlü manken Ebru Şallı'nın "Hamilelikte Sağlıklı Ve Güzel Kalmak" kitabı Alfa'dan yayımlandı.

Kitapta "Uzman görüşleriyle ay ay hamilelik, Hamile kalmadan önce yapılması gerekenler, Gebelikte dengeli beslenme ve spor, Doğum sonrası loğusalık, Az kilo alarak formda bir hamilelik süreci geçiren Ebru Şallı'nın hamileliği boyunca kendi uyguladığı beslenme ve egzersiz programı" başlıkları yer alıyor.

Kitaptaki diğer başlıklar ise şöyle:

- Gebeliğin ilk belirtileri
- Gebelik testleri
- Bulantılarla başa çıkma
- Yapay döllenme yöntemleri
- Doğum tarihini hesaplamak
- Gaz sıkıntısını nasıl azaltırsınız?
- Gebeliğe bağlı şeker hastalığı
- Gebelikte depresyon
- Gebelikte cinsellik
- El ve ayaklarda şişme ve varis
- Uykusuzluk probleminden kurtulmak için
- Gebelikte neler yasak
- Kozmetik kullanımı
- Eşinizi baba olmaya nasıl hazırlarsınız?
- Hamilelikte ağız ve diş sağlığı
- Hamile giysileri
- Normal doğum mu, sezaryen mi?

Kitap hakkında Ebru Şallı ise şunları söylüyor:

"Hamile olduğumu öğrendiğim günden, bebeğimi kucağıma aldığım güne kadar yaşadığım hamilelik süreci, pek çok anne adayının yaşadıklarına göre oldukça sıra dışıydı. Kendi sağlığımı ve bebeğimin sağlığını koruyarak az kilo almayı, formda bir hamilelik geçirmeyi başarmıştım. Bunun mucizevi bir sırrı da yoktu üstelik. İşte bu kitapta sizlere birebir uyguladığım beslenme ve egzersiz programını anlattım, ayrıca ufak güzellik sırlarımı da paylaşmak istedim. Kitapta ayrıca uzman görüşlerine ve hamileliğin her ayına ilişkin bilgilere de yer verdim."

Gebelik konusunda çağdaş bilgiler

Prf. Dr. Selçuk Erez'in "Anneliğe Güvenle Yolculuk / Sağlıklı Bir Gebelikte, Öncesinde ve Sonrasında Yapılacaklar" kitabı Alfa'dan çıktı.

İşte kitabın tanıtım yazısı:

"Her zeki ve aydın anne adayı (ve kuşkusuz eşi) onu bebeğine götüren yolda karşılaşabileceği sorunlar konusunda yeterli bilgi edinmek ister. Neden?

Çünkü anneler (ve babalar) çocuklarını, yaşamlarının hiçbir evresinde bu dokuz ay on günlük zaman içindeki kadar olumlu ya da olumsuz etkilemezler. Bu nedenle gebelikte neyin yararlı, neyin zararlı olduğu bilinmelidir.

Gebelik konusunda tüm sorulara yanıt veren, en geçerli ve en çağdaş bilgileri hem yeterli düzeyde hem de anlaşılır ve yalın bir dille aktaran kaynaklara ihtiyaç vardır.

Bu kitap, bu ihtiyacı yeterli bir şekilde karşılamak için tasarlanmıştır."

Bel ağrısının nedenleri

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Necati Küçükgül anlatıyor.

   

Stresten kurtulmak için öneriler

İşte günlük yaşamınızda stresten uzak durmanın ve stressiz yaşamın yolları...

Kafeini bırakın

Kafein, adrenalini serbest bırakır ve artırır. Bu nedenle kahve içmeyi bırakın, bunun yerine kafeinsiz içecekleri veya bitkisel çayları tercih edin..

Meditasyon yapın

Düzenli olarak meditasyon yapın.. Bu sizin günlük streslerden arınmanızı ve kan basıncınızın azalmasını sağlar..

Derin nefes alın

Derin nefes almak stresi azaltır. Düzenli nefes egzersizleri yaparak, vücudunuzu arındırıp canlandırabilirsiniz. Her nefesi dışarı verişte beyninizin rahatladığını ve kan basıncının düştüğünü hissedeceksiniz. Tepeden tırnağa rahatlayıncaya kadar nefes alıp vermeye devam edin.

Dağınıklığı toparlayın

Kendi iyiliğiniz için aklınızdakileri ve yaşadığınız ortamı düzenleyin.. Çözümsüz sorunlar, sizi bekleyen işler stresinizi artırır. Sorunlarınızı gözden geçirin ve aklınızda tutmayın.. Aynı şekilde dolabınızı, çekmecelerinizi temizleyin.. Rahatladığınızı hissedeceksiniz. Genel temizliği 6 ayda bir tekrarlayın..

Programınızı hafifletin

Takviminize göz atın.. Not aldığınız fakat yetişemeyeceğiniz aktiviteleri gözden çıkartın.. Bazı şeyler için gerçekten vaktiniz varsa kendinize ayırın. Bugünde tüm haftayı veya günü değerlendirin, yalnız kalın ve dinlenin..

Perspektifinizi sınırlamayın, bakış açınızı genişletin

Gün içinde neyin sizde strese neden olduğunu anlamaya çalışın.. Birçok iş yapma zorunluluğu sizi sıkıntıya sokuyor olabilir. Stres yaratan konulara bakışınızı genişletin.. Gerçekte olmayacak riskleri veya olumsuzlukları düşünmüş olabilirsiniz. Olumsuz şeyler düşünmeyin.. Bu önerileri günlük yaşamınızda uyguladığınızda hayatı daha sağlıklı, güçlü ve mutlu yaşayabilirsiniz.

/ HÜRRİYET

Bu bilgiyi paylaşın

Facebook

Hastaneler / Sağlık Arşivi

Tüm üniversite hastaneleri, hastalar için sağlık / hastane rehberi, hastanelerden randevu almak için gerekli olan telefon numaraları, internet adresleri, ulaşım bilgileri burada...

İstanbul üniversite hastaneleri, Ankara üniversite hastaneleri ve Türkiye'deki bütün üniversite hastaneleri...

Üniversite hastaneleri sitesi - 2012 / İLETİŞİM